Bizimle iletişime geçin

Haberler

Youtube RSS’i Destekliyor(muş) Gibi Yaptı!

Podcast ekosisteminde uzun süredir konuşulan bir bekleyiş nihayet söylentiden uygulamaya dönüşüyor. Youtube yaklaşık 2 yıl süren bir teknolojik altyapı hazırlığından sonra RSS’i desteklemeye ve podcast’leri bir başka sunucudan alıp platformuna taşımaya başladı. Ama “dağ fare doğurmuş” olabilir… Podcast Turkey Editörü Özcan Yazıcı Youtube’un RSS desteğini inceledi, olası gelişmeleri analiz etti.

Yayınlanma tarihi

on

Podcast ekosisteminde uzun süredir konuşulan bir bekleyiş nihayet söylentiden uygulamaya dönüşüyor. Youtube yaklaşık 2 yıl süren bir teknolojik altyapı hazırlığından sonra RSS’i desteklemeye ve podcast’leri bir başka sunucudan alıp platformuna taşımaya başladı.

Bir video platformu olarak Youtube’un RSS’i nasıl destekleyeceği, kendi teknolojisine nasıl entegre edeceği açıkçası büyük bir muamma ve merak konusuydu; şimdi bir yolunu bulmuş gibi gözüküyor; ama bildiğimiz, alışageldiğimiz bir RSS desteği vermeyeceği anlaşılıyor.

Youtube dün podcast içerik oluşturucularına gönderdiği bir mesajla birçok ülkede (Türkiye’nin de bulunduğu 98 ülke) podcast yayıncılarının RSS ile podcast’lerini Youtube’a bağlayabileceklerini duyurdu.

Youtube bunu yapacağına ilişkin bilgileri özellikle son bir yıldır Google üst düzey yöneticilerinin açıklamalarıyla işaret ediyordu. Ama RSS’i Youtube Studio üzerinden kullanıma sunması, nasıl yapacağına ilişkin somut tablo ortaya çıkınca “dağ fare doğurmuş” olabilir. Yakında çok daha fazla konuşulup, yazılıp çizilecek, tartışılacak gibi duruyor.

Önce bir iki tespit…

RSS teknolojisi dijital iletişim çağında neredeyse özgür yayıncılık alanında elimizde kalan tek kale gibi. Bu kale son yıllarda Spotify, Apple tarafından zaten “yoğun top atışlarına” tutuluyordu, anlaşılan bu ittifaka artık Youtube da katılıyor.

Açılımı ‘Really Simple Syndication’ (Gerçekten Basit Dağıtım) veya ‘Rich Site Summary’ (Zengin İçerikli Site Özeti) olan RSS, iki açılımda da tek bir şeyi ifade ediyor: Yazıların, haberlerin ve elbette podcast’lerin siteleri (kaynakları) dolaşma stresinden kurtarılıp, tek bir feed (besleme) ile ulaşılabilmesini sağlaması…

Blog’lar RSS ile gelişti, serpildi. 20 yıldır podcast ekosistemi de RSS ile “herkese açık”, “özgür” bir mecra olarak büyüdü.

Ancak 2021 yılında Spotify ve Apple’ın girişimleriyle birlikte işin rengi değişmeye, tartışmalar genişlemeye başladı. Bağımsız ses sunucularının RSS’lerini desteklemekle yetinmediler, abonelik ve gelir vaatleriyle podcast’leri kendi sunucularına çekmeye ve kapalı bir ekosistem karmaya yöneldiler. Tıpkı Yutube gibi, O’na benzemeye çalıştılar. Amaç gayet basit tabii ki, RSS’in sağlayamadığı kontrolü ele geçirmek “reklam geliri elde edebilmek”; RSS’i yok saymadan, RSS’i aşmak…

Biraz teknik bilgi

Peki, Youtube ne yapıyor ve RSS’e kapısını nasıl açtı?

Henüz ayrıntılara vakıf olamayanlar için hızlı bir özet geçelim…

Podcast’inizi bir başka sunucudan (hosting) yayınlıyor olsanız da Youtube Studio üzerinden RSS feed’inizi tanıtarak/bağlayarak siz podcast’inizi yayınladığınız anda otomatik olarak Youtube’a çekmesini sağlayabileceksiniz. Siz yayını yaptığınız anda Youtube podcast resminizi kullanarak bunu bir “ses videosuna” (podcast) dönüştürecek ve takipçilerinize bir bildirim ile duyuracak.

Ama burada bildiğimiz podcasting akışına uymayan ayırt edici bir fark getiriyor Youtube. Bugüne kadar bağımsız bir ses sunucusunda (Örneğin Libsyn, Spreaker, Buzzsprout gibi) podcast’ini barındırıp, yayın yaptığınızda Spotify, Apple Podcasts, Deezer gibi onlarca platform RSS feed’inizden bunu otomatik olarak çekerek yayınlar. Oysa Youtube şimdi kendi podcast stratejisinde “Ben RSS oyununu böyle oynamak istemiyorum” diyor.

Peki, ne yapıyor?

Siz podcast bölümünüzü yayınladığınız an, RSS’inizden bölümü fiziksel olarak kendi sunucusuna çekiyor ve kopyasını oluşturuyor. Yani, bir anlamda sizin “mülkünüz” olan podcast’inizi “kendi mülküne” dönüştürüyor; aynı video akışında yaptığı gibi.RSS’i tanıtma aşamasında Youtube karşınıza “YouTube Podcast Ingestion Service” başlığıyla hizmet koşulları ve yükümlülüklerini onaylatıyor. Bakın bu koşulların 4. maddesinde ne diyor:

4. Podcast Lisansı ile İlgili Şartlar / 4.1. Lisanslı Haklar.
“Podcast Ingestion Service aracılığıyla Podcast yüklediğinizde YouTube’a, Podcast’lerinize (yayınlanmış ve gelecekte yayınlanacak tüm Podcast bölümleri dahil) telifsiz olarak erişme, gelir elde etme ve indirme hakkı verirsiniz. Ayrıca YouTube’un, Hizmet’teki Podcast’lerinizi telifsiz olarak çoğaltmasını, depolamasını, uyarlamasını, kodunu dönüştürmesini, kodlamasını, kanalınıza yüklemesini, herkese açık bir şekilde kullanıma sunmasını, herkese açık bir şekilde göstermesini ve dağıtmasını (yalnızca ses olarak kullanım da dahil) kabul edersiniz. Podcast’leriniz YouTube’a yüklendikten sonra, Podcast’lerdeki sahiplik haklarınıza ve YouTube’a lisans vermenize ilişkin tüm şartlar da dahil olmak üzere YouTube Şartları ve Politikaları, Podcast’leri doğrudan Hizmet’e yüklemişsiniz gibi tüm Podcast’lerinizde geçerli olur. Yani, söz konusu Podcast’ler, YouTube Şartları ve Politikaları kapsamında yüklediğiniz İçerik (veya geçerli olduğunda “Tedarikçi İçeriği”) olarak kabul edilir.”

Özetle Youtube diyor ki, “Bana geleceksen podcast’inin etinden, sütünden, postundan, her şeyinden yararlanma hakkını bana teslim edeceksin. Sonrasında bakarız, belki reklam gelirlerinden sana da pay verebilirim.”

Ayrıca, klasik yöntemlerle podcast yayınladığınızda ses dosyası üzerindeki kontrol sizde olur ve bir nedenle başlık, metin gibi değişiklik yapma gereksinimi duyduğunuzda bunu sunucu üzerinden yaparsınız ve Spotify, Apple dizinlerinin botları bu RSS feed’lerini tarayarak değişiklikleri otomatik olarak günceller. Oysa Youtube ses dosyanızı ilk yayınladığınız anda sunucusuna çekip sizinle irtibatı kestiği için bu değişikliklerin Youtube’a yansıması için RSS feed’inizi manuel olarak yeniden yüklemeniz gerekecek.

Bir başka teknik farklılık da, Youtube kopya oluşturarak ve asıl sunucunuzla irtibatı keserek sunucu tarafındaki “dinleyici istatistiklerinizi” takip etmenizi de engellemiş olacak. Spotify ve Apple Podcast gibi onlarca platformda bir dinleyici “oynat” ya da “indir” butonuna bastığında sunucu bunu bir indirme olarak görür. Ayrıca hem sunucu hem de Spotify, Apple tarafındaki demorafik verileri de takip edebilirsiniz. Youtube ise bu veri entegrasyonunu da kesmiş oluyor ve kendi kopyası üzerinden istatistikleri size ayrıca sağlıyor.

Yine herhangi bir nedenle “bir podcast bölümünüzü silmek istediğinizde” bunu sunucunuza giderek yapabiliyorsunuz. Bunu yaptığınızda Spotify, Apple Podcasts gibi dizinlerden de bu bölüm otomatik olarak kalkar; ama Youtube RSS aracılığıyla kendi sunucusunda bir kopsasını oluşturduğunda sunucunuzdan kaldığınız ses dosyasını Youtube Studio’ya gidip manuel olarak oradan da silmeniz gerekecek

Elbette, eğer RSS ile podcast’inizi Youtube’a bağlamak istediğinizde, bu işlemleri yaparken size belirlediği genel hizmet koşulları ile podcast için oluşturduğu özel hüküm ve koşulları anımsatıp, onaylamanızı istiyor. Eğer bunları yapmazsanız, “bana gelme” diyor.

Aslında Youtube sunmuş olduğu bu model öncesi podcast segmesini aylar önce görünür kılarak öncü bir giriş yapmış ve bazı popüler yayıncılarla test süreci de başlatmıştı. Burada bir video gibi statik görsellerle ses dosyalarını Youtube sunucularına yüklenmesini sağlamış ve bu yayınları Youtube Studio’da podcast olarak işaretletip, özel çalma listesi halinde kullanıcılara sunmuştu. Ancak bundan istediği verimi alamadı ve yeterli bir trafik oluşturamadı; istediği heyecanı yakalayamadı ve ilgiyi toplayamadı. Bir başka deyişle podcast yayıncılarının alışık olduğu RSS’e kapılarını açmadan podcast tarafındaki varlığını ve görünürlüğünü güçlü biçimde hissettiremeyeceğini, kendine çekemeyeceğini anladı. Böylece RSS’i destekliyormuş gibi göründüğü ikinci faza geçmiş oldu. Hani bir benzetme yapacak olursak, başka nehirlerin suyunu kanal açarak (RSS) kendi denizine akıtmasının yolunu oluşturdu.

Youtube Studio üzerinden podcast’inizi RSS ile bağlayabilirsiniz.

Youtube ‘reklamı ben yaparım ve kimseye kaptırmam’ dedi

Youtube’un RSS ile tam entegre bir modele kapılarını açmamasının temelinde kuşkusuz “reklam gelirleri” üzerindeki kontrol isteği yatıyor. Bugüne kadar podcast içerik oluşturucuları bağımsız sunucular üzerinde yayınlarını gerçekleştiriyor, sonra RSS ile bunları Spotify, Apple Podcasts, Deezer gibi podcast platformlarına dağıtıyorlardı. Bu platformlar yalnızca “ses aracısı” işlevi görüyor, fiziksel olarak dosyaları saklamıyorlardı. Bir yayıncı reklam yayınlamak istediğinde üçüncü taraf reklam hizmetleri (ajanslarıyla) çalışıyorlar ya da sunucunun sağladığı reklam hizmetinden yararlanarak podcast’lerine “dinamik reklamlar” ekleyebiliyorlardı. Spotify, Apple gibi markalar bunlara müdahale edemiyordu. Böylece yayıncı reklam gelirlerini istediği gibi kontrol edebiliyordu. Son dönemde hızla büyüyen “programatik reklamlarla” podcast’lerin eski ya da yeni bölümlerine dinamik olarak reklam yerleştirmek mümkün olabiliyordu.

Oysa şimdi RSS ile podcast’inizi Youtube’a bağlamak istediğinizde Youtube daha başlangıçta ses dosyasını kendi sunucusuna çekerek “dinamik reklam ekleme” imkanını ve bağını anında kesiyor, ipleri eline alıyor. Ayrıca RSS ile bağlama işlemi sırasında sizden yayınınızın “reklam içerip içermeyeceğini” bildirmenizi istiyor ve reklam yayınlama politikalarını anımsatarak sert biçimde uyarıyor. Eğer kurala uymazsanız yayınınızı anında kaldıracağını bildiriyor. Youtube burada ufak bir esneklik gösteriyor; podcast’iniz ücretli tanıtımlar (örneğin sunucunun seslendirdiği tanıtımlar), sponsorluklar veya ürün önerileri içeriyorsa bunu Youtube ile paylaşmanız ve geçerli tüm politikalara uymanız halinde “anlayış” gösteriyor. Ama bunun dinamik reklamı kapsamadığını yeniden anımsatmamız gerekiyor.

Youtube’ta olmalı, mı olmamalı mı?

Youtube 2 milyardan fazla kullanıcı sayısıyla daha geniş kitlelere ulaşmak isteyen podcast yayıncılarının tabi ki ilgisini çekiyor. Son dönemde önemli ölçüde podcast’lerini “videocast” olarak yayınlayan podcast yayıncılarının sayısının da arttığı gözlemleniyor. Ama bunların hangilerinin podcast, hangilerinin bir Youtube videosu olduğu tartışma götürür.

Merakla beklenen Youtube’un RSS adımının kısa sürede bu merak duygusunu güçlü soru işaretlerine dönüştürmesini bekliyorum. “Sırf Youtube’un daha geniş kitlesine ulaşmak için podcast’imin mülkünü ve kontrolünü Youtube’a bırakmalı mıyım?” sorusu temel bir soru ve sorun olarak zihinlerde büyüyecek. Bu belki, bireysel, küçük yayıncılar için ciddi bir soruna dönüşmeyebilir; ancak önemli reklam geliri elde eden büyük yayıncılar için ciddi bir sorun olacağı kanaatindeyim. Standart YouTube gelir paylaşımı yayıncıya yüzde 55, YouTube’a ise yüzde 45 oranında dağıtılıyor. Ancak bir podcast yayıncısı bugüne kadar dinamik reklam satış ortaklıklarıyla daha iyi gelirler elde edebiliyordu. Youtube’ta yer alması bu gelirden vazgeçmesi anlamına gelecek. Türkiye’de podcast reklamcılığı henüz gelişmediği için Türkiyeli yayıncıların bu farkı şu anda tam olarak kavraması zor olabilir, ama küresel yayıncıların kararlarını etkileyecektir.

Yayıncılar neler yapabilir?

Bu açmaz ve tercih, kanımca bireysel, küçük yayıncılar ile büyük yayıncılar arasında değişkenlik gösterecektir.  Spotify ve Apple Podcasts gibi platformlara da dağıtım yapan bireysel, küçük yayıncılar “dinamik reklamları kaparak” Youtube’ta da yer almayı tercih edebilir. Böylece Youtube kitlesine de ulaşarak dinleyici topluluğunu büyütebilir. Spotify ve Apple Podcasts gibi platformların kendi dizinlerinde yeterli “keşfedilebilirlik algoritması” sunamadığını düşündüğümüzde Youtube’un daha iyi çalışan algoritması ilgiyi daha da artırabilir. Ancak zaten iyi bir kitleye ulaşan büyük prodüksiyonların Youtube’a mesafeli durmaları ya da Youtube ile özel anlaşma arayışlarına girmeleri pek muhtemel gibi duruyor.

Yayıncılar için başvurulacak yollardan birisi de podcast bölümünü sunucunuzda yayınlamadan önce dinamik reklamları kapatmak, Youtube kopyasını sunucusuna çektikten sonra tekrar açmak olabilir. Bir başka yol da, aynı podcast için “ikinci bir RSS Feed” (yani aynı yayı iki kez yayınlamak) oluşturup, ikinci RSS Feed’ini Youtube’a bağlamak olabilir. İlkini tüm podcast platformlarına dağıtabilir, ikincisini ise dinamik reklamları kaparak yalnızca Youtube’a bağlayabilirsiniz. Biraz kafa karıştırıcı ve zahmetli bir işmiş gibi gözüküyor; ama ortaya çıkan tabloda çözüm olabilir.

Youtube’un RSS adımı ekosistemde nasıl karşılık bulacak, yayıncılar güçlü bir ilgi gösterecek mi kestiremiyorum. Hem yayıncılar hem de Youtube tarafında kafa karışıklıkları, karmaşa dönemi yaşanacağını düşünüyorum. Birçok podcast yayıncısının merak ve ilgi nedeniyle ilk etapta podcast’lerini RSS ile Youtube’a bağlayacaklarını, ancak dinamik reklamları sunucuda açmış olmaları nedeniyle karşılıklı sancılı bir dönem yaşanacağını tahmin ediyorum.

Spotify ve Apple Youtube’u Takip Eder Mi?

Akıllara gelen bir başka soru da şu: “Youtube’un açacağı yol ilgi görür ve başarılı olursa Spotify ve Apple gibi dev markaların da aklını karıştırıp iştahını artırabilir mi?”

Bu iki marka da 2021 yılında kendi reklam politikaları ve abonelik modelini kullanabilmeleri için kullanıcılara podcast’lerini kendi sunucalarına da taşımalarını zorunlu tutmuş, ama klasik RSS süreçlerini de desteklemeye devam etmişlerdi. Ya önümüzdeki dönem onlar da Youtube’un yolundan yürür ve kendi sunucuları üzerinden hizmet vermeyi dayatırlarsa ne olacak?

Sürekli zarar eden Spotify’ın gelir arayışı kapsamında reklam konusunda bir çözüm arayışı olduğunu zaten uzun süredir biliyoruz. Bu yolun açılıp, güçlenip güçlenmeyeceğini şimdiden öngörmek zor, ama olma olasılığı da yabana atılmayacak kadar güçlü. Klasik podcasting süreçlerinde hem sunucu tarafında hem de Spotify, Apple Podcasts tarafından gerçek dinleme istatistiklerini belirlemek çok zor; mevcut RSS teknoloji ne yazık ki buna olanak tanımıyor. Bunun ayrıntılarını burada ele almamız mümkün değil; ama Youtube RSS’ten de yararlanarak yeni bir podcast platformu olarak yükselirse video tarafında olduğu gibi reklamverenlere daha anlaşılabilir veriler sağlayabilir ve gelir beklentisi içindeki yayıncıları daha fazla kendisine çekmede etkili olabilir.

RSS’in ve podcasting’in geleceği tehdit altında mı?

Bağımsız, özgür podcast yayıncılığını savunanlar için önümüzdeki dönem kolay bir süreç olmayacak. Bir tarafta dev markalar reklam ve gelir baskısı altında daha kontrol edilebilir sistemleri (teknolojileri) dayatma eğilimine girerken, diğer tarafta da gelir ihtiyacı altında açmaza girecek olan içerik oluşturucularının yayınları üzerindeki kontrol ile gelir elde etme imkan ve fırsatları arasında kafa karışıklıkları artabilir.

Bir başka sancılı süreç de bağımsız podcast sunucu hizmeti veren küçük ve orta ölçekteki markalar açısından yaşanacak. Spotify ve Apple Podcasts’in 2021’deki kendi sunucuları üzerinden hizmet vermeye başlamasıyla birlikte alarm zilleri çalmaya başlamıştı. Açık podcast’i savunmak için podcast endüstrisinin bazı popüler markalarının da içinde yer aldığı bir grup Podcast Standartları Projesi (The Podcast Standards Project) başlattı.

Spotify, Apple, Youtube ve hatta Amazon (Audible) gibi dev markalara karşı direnme yetenekleri olup olmayacağını sanırım önümüzdeki dönemde Youtube’un attığı bu RSS hamlenin ne derece ilgi görüp görmeyeceği bir ölçüde belirleyici olacak. Youtube’un ana platformu üzerinde www.youtube.com/podcasts adresiyle videonun yanında ses odaklı “ikinci bir anasayfa” hazırlığı yaptığını da biliyoruz. Bu adres şu an yalnızca ABD’de sınırlı bir kullanımla test ediliyor. Kim bilir belki de şu an Youtube’un attığı RSS hamlesi ilgi görür, yayıncıları kendisine çekebilirse, bir süre sonra RSS’e ihtiyaç duymadan ses dosyalarını doğrudan kendi sunucularına yüklemeleri için fırsat sunabilir. Bunu önce bir “seçenek” olarak başlatıp, sonrasında tamamen buna yönelebilir. Bu olasılıkların hangisinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

Ama “dijital iletişim” ve hatta genel anlamda “iletişim alanında” özgür yayıncılık için elimizde kalan tek mecranın da ciddi bir tehdit altında olduğu da bir gerçek.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Yanıt Ver

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Spotify yeni bir podcast keşfetme özelliği ekledi

Spotify, 7 Nisan’da ABD, İngiltere, Kanada, İrlanda, Avustralya, Yeni Zelanda ve İsveç’teki Premium kullanıcıları için “Önerilen Çalma Listesi” özelliğini genişleterek podcast’leri de dahil etti.

Yayınlanma tarihi

=>

Spotify, 7 Nisan 2026’da,  “Önerilen Çalma Listesi”  özelliğini müzik dışındaki podcast’leri de kapsayacak şekilde genişletti. Bu, şirketin 2026’nın başlarında beta sürümünde kullanıma sunduğu doğal dil keşif aracının önemli bir genişlemesi anlamına geliyor. Bu özellik, yedi İngilizce konuşulan pazardaki Premium abonelerini hedefliyor: Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Birleşik Krallık, İrlanda, Avustralya, Yeni Zelanda ve İsveç.

Bu genişleme, Spotify’ın 22 Ocak 2026’da ABD ve Kanada Premium abonelerine “Önerilen Çalma Listesi” özelliğini sunmasından yaklaşık iki buçuk ay sonra gerçekleşiyor; bu özellik de Aralık 2025’te Yeni Zelanda’da başlayan ilk beta testinin devamı niteliğinde. Podcast desteğinin de eklenmesiyle, özellik yalnızca müzik odaklı bir araç olmaktan çıkıp daha geniş bir içerik keşif mekanizmasına dönüşüyor, ancak beta aşamasında kalmaya devam ediyor.

İstekli Çalma Listesi nasıl çalışır?

Müzik için temel mekanizmalar değişmedi. Kullanıcılar doğal dil kullanarak bir komut satırı oluşturuyorlar – bir ruh hali, bir senaryo, kültürel bir an, bir tür isteği ve Spotify, dinleyicinin platformdaki tüm geçmişiyle birlikte trend listeleri ve kültürel gelişmeler de dahil olmak üzere gerçek zamanlı sinyalleri birleştirerek bir çalma listesi oluşturuyor. Spotify’ın açıklamasına göre, sistem “dinleme geçmişine ve Spotify’daki trendler ve listeler de dahil olmak üzere gerçek zamanlı sinyallere dayanarak, çalma listesinin hem zevklerinizi hem de çevrenizdeki dünyada olup bitenleri yansıtmasını sağlıyor.”

7 Nisan güncellemesiyle gelen yenilik, podcast içeriklerine de aynı yönlendirmeli mantığın uygulanması. Kullanıcı artık ilgilendiği bir konuyu, ruh halini veya araştırma açısını tanımlayabilir ve platform yalnızca parçalar yerine özenle seçilmiş bölümlerden oluşan bir liste sunabilir. Ortaya çıkan çalma listesindeki her bölüm, neden seçildiğini açıklayan kısa bir not içerir; bu, Spotify’ın özelliğin piyasaya sürülmesinden bu yana yönlendirmeli çalma listesindeki müzik önerilerine uyguladığı bir şeffaflık mekanizması.

Podcast çalma listeleri için de günlük veya haftalık olarak planlanmış yenileme seçenekleri mevcut; bu da yeni bölümler yayınlandıkça veya genel trendler değiştikçe listenin otomatik olarak güncellendiği anlamına geliyor. Kullanıcılar istedikleri zaman komutlarını düzenleyebilir veya sıfırdan başlayabilirler. Duyuruya göre kullanım sınırları bulunmaktadır ve bu sınırlar “dinleyici geri bildirimlerinden yola çıkarak test ettikçe ve öğrendikçe değişebilir. Bu sınırların ne anlama geldiğine dair belirli rakamlar açıklanmadı.

Podcast keşif problemi

Spotify,  dünya çapında yaklaşık 7 milyon podcast başlığında aylık yaklaşık 170 milyon podcast dinleyicisine ev sahipliği yapıyor; şirket bu rakamı, otomatik podcast satın alma özelliklerini 12 pazara genişlettiği Temmuz 2025 itibarıyla açıkladı. Bu büyüklükteki bir katalogla, ilgili içeriği ortaya çıkarmak oldukça büyük bir zorluk teşkil ediyor ve Spotify, geçtiğimiz yıl boyunca bir dizi ürün hamlesiyle bu zorluğun üstesinden gelmeye çalıştı.

7 Nisan tarihli duyuruya göre, Spotify’da her hafta 34 milyondan fazla podcast ilk kez keşfediliyor. Bu rakam tek başına çarpıcı olsa da, keşif sorununun boyutunu da vurguluyor: Milyonlarca aktif program varken, yalnızca listelere veya editörler tarafından oluşturulmuş çalma listelerine güvenen dinleyiciler, mevcut içeriğin yalnızca dar bir dilimine erişebiliyor.

Spotify’ın podcast’ler için sunduğu “Önerilen Çalma Listesi” özelliği, katalog derinliği ile dinleyici keşfi arasındaki boşluğu kapatma girişimidir. Spotify’ın Küresel Podcast Editörlüğü Başkanı Lizzy Hale, duyuruda şunları söyledi:

“Podcast hayranları her zaman bir sonraki harika dinleme deneyimini arıyorlar. Önerilen Çalma Listesi, keşfi zahmetsiz ve kişisel hale getiriyor. İçerik oluşturucular için ise, hem eski bölümleri hem de yeni bölümleri, ne dinlemek istediklerini aktif olarak belirten dinleyicilere sunarak, keşif için güçlü yeni fırsatlar yaratıyor.”

Eski bölümlerin öne çıkarılması dikkat çekici. Podcast ekonomisi tarihsel olarak güncelliği ödüllendirmiştir; yeni bölümler öne çıkarılırken, eski bölümler önemini yitiriyor. Dinleyicinin belirttiği ilgiye yanıt olarak eski bölümleri öne çıkaran, yönlendirmeye dayalı bir çalma listesi, eski içeriğin platformdaki performansını önemli ölçüde değiştirebilir.

Üç örnek komut istemi

Spotify, özelliğin nasıl kullanılacağını göstermek amacıyla duyurusunda üç örnek komut (prompt) yayınladı.

Bilim ve inovasyon için önerilen komut şu:

“Bana bilim ve inovasyonla ilgili bir podcast çalma listesi oluştur. Büyük keşifleri, tuhaf atılımları ve bilmem gerektiğini hiç bilmediğim şeyleri ekle.”

Popüler kültür için ise şöyle:

“Son birkaç günün en büyük eğlence haberlerinden oluşan bir podcast çalma listesi oluştur. Müzik, film, moda ve önemli kültürel anları dahil et.”

Gerçek suç için ise:

“İlgimi çekeceğini düşündüğün gerçek suç soruşturmalarından oluşan bir çalma listesi oluştur. Çok sayıda sürpriz ve beklenmedik olay içeren yüksek puanlı dizileri ekle.”

Bu çeşitlilik öğretici nitelikte. Spotify, Önerilen Çalma Listesi özelliğini yalnızca bir arama arayüzü olarak değil, dinleyici geçmişini platform genelindeki sinyallerle birleştiren, ruh haline ve ilgi alanına uygun bir katman olarak konumlandırıyor. Örneğin, gerçek suç temalı çalma listesi önerisi, Spotify’dan kullanıcının adına kaliteyi (“yüksek puanlı”) ve anlatı karmaşıklığını (“çok sayıda sürpriz ve dönüş”) değerlendirmesini istiyor; bu, arama çubuğuna bir anahtar kelime girmekten farklı bir istek türü.

Editörlük katmanının kattıkları

Dikkat çekmeye değer yapısal unsurlardan biri, Spotify’ın kültür uzmanlarının Önerilen Çalma Listelerinin oluşturulmasındaki rolü. Açıklamaya göre, kullanıcılar ana ekranlarında önceden oluşturulmuş Önerilen Çalma Listeleri görebilirler (Spotify’ın editör ekibi tarafından aynı öneri mantığı kullanılarak oluşturulan listeler) ve kullanıcılar bunları daha sonra özelleştirebilirler. Bu çift katmanlı yaklaşım, Spotify’ın müzik Önerilen Çalma Listeleri için kullandığı yöntemi yansıtıyor: Keşif giriş noktasında insan editörlüğüyle desteklenen algoritmik üretim.

Bu özellik aynı zamanda Edison Research tarafından belgelenen daha geniş bir sektör trendine de yanıt veriyor.  Mart 2026’da yayınlanan Infinite Dial 2026 araştırması, 12 yaş ve üzeri Amerikalıların %58’inin artık aylık olarak podcast dinlediğini ortaya koydu; bu rekor bir oran. Podcast’lere ilişkin farkındalık %86 seviyesinde ve Amerikalıların %80’i daha önce bir podcast dinlediğini veya izlediğini belirtiyor. Veriler, çoğu ölçüye göre formatla zaten etkileşim halinde olan, ancak keşif alışkanlıkları listelere ve ağızdan ağıza tavsiyelere bağlı kalan büyük ve büyüyen bir kitleye işaret ediyor.

PPC Land’in Ağustos 2025’te yayınladığı PodPoll 2025 araştırmasına göre, Avustralya’da yeni podcast keşiflerinin %26’sı sosyal medyadan,  %20’si ise kişisel önerilerden kaynaklanıyor. Prompted Playlist gibi algoritmik araçlar, aynı organik dürtüyü (bir merakı veya bir ruh halini) yakalamaya ve aksi takdirde göz atmayı, aramayı veya bir arkadaşa sormayı gerektirecek yapılandırılmış bir sonuç sunmaya çalışıyor.

Rekabetçi ve ticari bağlam

Podcast keşfi, Spotify için çeşitli stratejik önceliklerin kesişme noktasında yer alıyor.

Platform, geçtiğimiz yılın büyük bir bölümünü   podcast’ler için  programatik reklamcılık altyapısını geliştirmekle geçirdi. Spotify Ad Exchange, Nisan 2025’te podcast envanteri için gerçek zamanlı açık artırma tabanlı satın almayı sunarak faaliyete geçti. Temmuz 2025 itibarıyla Spotify, bu lansmanın ardından programatik reklamcılıkta %64’lük bir artış bildirdi, ancak bu büyüme henüz orantılı gelir artışına dönüşmedi.

Reklamcılık sektörü sürekli baskı altında kaldı. Reklam destekli gelirler 2025’in ikinci çeyreğinde yıllık bazda %1 oranında düşüş gösterirken, Spotify’ın 2025’in üçüncü çeyrek sonuçları, bu segmentteki aylık aktif kullanıcı sayısının yıllık bazda %11 artarak 446 milyona ulaşmasına rağmen, reklam destekli gelirlerin yıllık bazda %6 azalarak 446 milyon euroya gerilediğini gösterdi. Kullanıcı büyümesi ve reklam geliri eğilimleri arasındaki bu zıtlık, Spotify’ın finansal anlatımındaki belirleyici bir gerilim noktası oldu.

Podcast’ler için yönlendirmeli çalma listesi bu gerilimi doğrudan ele almasa da, daha geniş bir stratejinin parçasıdır. Doğal dil yönlendirmesinin yarattığı türden, daha ayrıntılı, tercihe dayalı dinleyici etkileşimi, kitlelerin aslında ne istediği hakkında daha zengin veriler sağlar. Milyonlarca kullanıcıdan toplanan bu veriler, geniş tür kategorileri yerine belirli ilgi alanlarına göre dinleyicilere ulaşmaya çalışan reklamverenler için daha kullanışlı hale geliyor.

İçerik üreticileri için sonuçlar daha da acil. 

Spotify, 2025’in ilk çeyreğinde İş Ortağı Programı aracılığıyla dünya çapında podcast yayıncılarına ve podcast yapımcılarına 100 milyon dolardan fazla ödeme yaptı. Program, Premium video etkileşiminden elde edilen izleyici odaklı ödemeleri, Spotify Ücretsiz kullanıcılarından elde edilen reklam gelirleriyle birleştiriyor. Spotify’ın verilerine göre, yüzlerce podcast içerik üreticisi artık aylık 10.000 dolardan fazla kazanıyor. İlgili ilgi alanlarını aktif olarak belirten dinleyicilere eski içerikleri gösteren bir özellik, İş Ortağı Programına kayıtlı içerik üreticileri için ek dinlenme ve ek ödeme alma olanağına doğrudan bir yol açıyor.

Ekim 2025’te duyurulan Netflix ve Spotify dağıtım ortaklığı, içerik oluşturucu keşfine yeni bir boyut kazandırarak Spotify Studios ve The Ringer video podcast’lerini 2026 başlarından itibaren Netflix platformuna getirdi. Podcast’ler için Prompted Playlist farklı bir eksende çalışıyor (Spotify’ın kendi platformu içinde erişimi genişletiyor, platform genelinde değil) ancak temel amaç benzer: Dinleyicileri mevcut tarama mekanizmaları aracılığıyla karşılaşamayacakları podcast içerikleriyle buluşturmak.

Pazar erişimi ve beta kısıtlamaları

7 Nisan’daki lansmana dahil edilen yedi pazar (Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Birleşik Krallık, İrlanda, Avustralya, Yeni Zelanda ve İsveç), Spotify’ın beta aşamalarında sürekli olarak büyük ürün güncellemeleri yayınladığı pazarlarla aynı. İsveç, Spotify’ın ana pazarı. Diğer altı ülke ise şirketin en derin editoryal ve dinleyici araştırma altyapısını kurduğu İngilizce konuşulan ülkeler.

Bu aşamada İngilizce konuşulan pazarlarla sınırlı kalması, Spotify’ın diğer podcast özelliklerini nasıl kullanıma sunduğuyla örtüşüyor. Otomatik podcast satın alma özelliği, Temmuz 2025’te sekiz pazarda kullanıma sunulduktan sonra Ad Exchange erişimi için 12 pazara genişletildi. Spotify geri bildirim verilerini topladıkça ve beta sürümünü geliştirdikçe, özelliğin de benzer bir genişleme yolunu izlemesi bekleniyor.

Beta sürümü, bazı pratik kısıtlamalar getiriyor. Duyuruya göre, Spotify dinleyici geri bildirimlerinden testler yapıp öğrenirken “deneyimin bazı yönleri gelişebilir”. Önerilen Çalma Listelerine yönelik planlı güncellemeler, kullanım sınırlarına tabidir ve bu sınırlar da değişebilir. Özelliğe Spotify arayüzündeki “Oluştur” düğmesi aracılığıyla erişilebilir ve oluşturma yöntemlerinden biri olarak “Önerilen Çalma Listesi” seçeneği sunulur. Kullanıcılar ayrıca Spotify’ın editör ekibi tarafından oluşturulan önceden hazırlanmış Önerilen Çalma Listelerini doğrudan ana ekranlarında görebilirler.

Bu durum pazarlama uzmanları için ne anlama geliyor?

Podcast envanterini takip eden pazarlamacılar ve reklamcılar için, “Önerilen Çalma Listesi” özelliği, dinleyicilerin belirli programlara nasıl ulaşabilecekleri konusunda yapısal bir değişimi temsil ediyor. Belirli bir ilgi kategorisi (fitness, kişisel finans, jeopolitika, gerçek suç) hakkında bir öneri kullanarak bir çalma listesi oluşturan bir dinleyici, bu öneriyi kullanarak ne duymak istediği konusunda açık bir ifade ortaya koyuyor. Bu dinleyicinin niyeti, pasif algoritmik öneri veya liste tarama yöntemlerine kıyasla daha net bir şekilde belirtilmiş oluyor.

Spotify’ın Nisan 2025’ten bu yana geliştirdiği Ad Exchange, Ads Manager ve programatik satın alma kanalları aracılığıyla podcast reklamcılığı altyapısı olgunlaştıkça, hedef kitle niyet sinyallerinin kalitesi giderek daha önemli hale geliyor. Otomatik podcast satın alma, Temmuz 2025 itibarıyla 12 pazarda 170 milyon dinleyiciye ulaşarak reklamverenlere The Trade Desk ve Google Display & Video 360 gibi platformlar aracılığıyla Spotify’ın podcast kitlesine programatik erişim sağladı. Yaygın olarak benimsenmesi halinde, Prompted Playlist özelliği zamanla bu satın alma sistemlerine sunulan bağlamsal sinyalleri zenginleştirebilir.

Edison Research’ün Mart 2026’da yayınladığı verilere göre, Avustralyalı podcast dinleyicilerinin %42’si bölümlerde bahsedilen konuları, ürünleri veya kişileri çevrimiçi olarak aradı ve %16’sı dinledikten sonra satın alma işlemi gerçekleştirdi. Bu dinleyici tepkisi düzeyi, podcast reklamcılığının neden yatırım çekmeye devam ettiğini ve Spotify’ın dinleyicilere ne duyacakları konusunda daha hassas kontrol sağlayan özelliklere neden yatırım yaptığını vurguluyor.

Kaynak: Luis Rijo / PPC LAND

Okumaya devam et

Haberler

Spotify yeni reklam formatları ve araçları tanıttı

Spotify, platformdaki markalar için sunduğu olanakları genişletirken, bir dizi yeni reklam formatı, araç ve araştırma içgörüsü tanıttı. Güncellemeler arasında Sponsorlu Çalma Listeleri değişiklikleri, Carousel Reklamları testleri ve yeni optimizasyon araçlarının yanı sıra gelişen ses tüketimi trendlerine ilişkin araştırmalar yer alıyor.

Yayınlanma tarihi

=>

Spotify, platformdaki markalar için sunduğu olanakları genişletirken, bir dizi yeni reklam formatı, araç ve araştırma içgörüsü tanıttı.

Güncellemeler arasında Sponsorlu Çalma Listelerinde yapılan değişiklikler, yeni bir döner reklam formatının getirilmesi ve Spotify Reklam Yöneticisi’nde kampanya optimizasyonuna odaklanan ek özellikler yer alıyor. Şirket ayrıca, sesli içerikle ilgili tüketici davranışlarındaki değişimleri inceleyen “Ses Açık Çağı” başlıklı bir araştırma raporu da yayınladı.

Brian Berner, yaşanan gelişmeler hakkında şu yorumu yaptı:

“Spotify’daki hayranlar pasif bir şekilde dinlemiyor, aktif olarak ne dinleyeceklerini seçiyor, video podcast’leri izliyor, çalma listeleri oluşturuyor, yeni sanatçılar keşfediyor, DJ’lerle etkileşim kuruyor ve birbirlerine mesaj gönderiyorlar. Spotify, kültür ve markaların iç içe geçebileceği, çok yönlü ve sürükleyici bir platforma dönüştü; bu da onların sadece dinlenmekten öte, hayran deneyiminin bir parçası olmaya geçmelerine yardımcı oluyor.”

Spotify, güncellemelerin bir parçası olarak, reklamverenlerin seçili çalma listelerinde daha belirgin yerleşimlerle tam söz hakkı elde etmelerini sağlayan Sponsorlu Çalma Listeleri‘ni yeniden düzenlediğini açıkladı. Şirket, bu formatın kullanıcılara daha fazla görünürlük sağlamanın yanı sıra dinleme deneyimini de iyileştirmeyi amaçladığını belirtti.

Stephen Barnes, “Cricket’te bağlantı, kablosuz iletişimin ötesine geçiyor; insanların önem verdiği anlarda yanlarında olmakla ilgili. Müzik, insanların bağlantı kurma ve kendilerini ifade etme biçiminde güçlü bir rol oynuyor ve Spotify’ın Sponsorlu Çalma Listesi, bu deneyimin bir parçası olmamız için bize incelikli bir yol sağladı” dedi.

Spotify ayrıca, reklamverenlerin bağlantılar ve ek bilgiler içeren birden fazla görsel kart sergilemesine olanak tanıyan, Şimdi Çalıyor görünümünde kaydırılabilir bir format olan Carousel Ads’i de test ediyor. İlk testlere Priceline, eBay ve GNC gibi markalar katıldı.

Priceline’dan Toby Korner ise, şunları söyledi:

“Priceline her zaman gezginlerle bağlantı kurmanın yenilikçi yollarını arıyor ve Spotify’ın döner menü formatı bu arayışa doğal bir şekilde uyum sağlıyor. Spotify’ın Yaratıcı Laboratuvarı ile ortaklık yaparak, yeni reklam teknolojisiyle desteklenen görsel açıdan zengin ve sürükleyici bir deneyim aracılığıyla, hedef odaklı hikaye anlatımımızı hayata geçirdik. İlk geri bildirimler cesaret verici oldu ve Spotify gibi platformlardaki yeni formatların, gezginlerin bir sonraki seyahatlerini keşfetmeleri için daha dinamik yollar yaratmadaki rolünü pekiştirdi.”

Şirket ayrıca, kampanya performans ölçümünü ve gerçek zamanlı optimizasyonu desteklemek amacıyla Spotify Ads Manager’a iki yeni özellik daha ekledi: A/B testi ve otomatik teklif verme.

Bu güncellemelerin yanı sıra Spotify, tüketicilerden, reklamverenlerden ve sektör uzmanlarından gelen girdilere dayanarak “Ses Odaklı Çağ” raporunu yayınladı. Rapor, yapay zekadaki gelişmelerin ve kullanıcı davranışlarındaki değişikliklerin sesin rolünü nasıl etkilediğini inceliyor ve ses tabanlı medyayla daha aktif ve etkileşimli bir etkileşime doğru bir kaymayı öne sürüyor.

Okumaya devam et

Haberler

Medya stratejinizi değiştirecek 5 önemli ses trendi

Yayınlanma tarihi

=>

Yıllardır pazarlamacılar, sesli içeriği “gelişmekte olan bir fırsat” olarak nitelendiriyorlardı.

Ancak bu tanım artık geçerliliğini yitirmiştir.

En son yayınlanan Infinite Dial 2026 raporu, sesli içeriğin Amerika’da sessizce en baskın medya ortamlarından biri haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Akış yayınları, podcast’ler ve dijital dinleme, artık her ay yüz milyonlarca insana ulaşıyor.

Buna rağmen, birçok marka sesli içeriği hâlâ ikincil bir kanal olarak görüyor.

Veriler ise bambaşka bir tablo çiziyor. Ses, insanların cihazlar, platformlar ve formatlar arasında medyayı tüketme şeklini yeniden şekillendiriyor.

İşte, markaların sesli reklamcılık hakkındaki düşüncelerini kökten değiştirecek Infinite Dial 2026 raporundan beş önemli değişim.

1. Ses Artık Sadece Bir Kanal Değil. Günlük Bir Alışkanlık.

İnternet çağının büyük bir bölümünde, dijital ses niş bir davranış olarak görülüyordu. Ana akım bu trendi yakalamadan önce, teknolojiye yatkın kitlelerin yaptığı bir şeydi. O dönem artık geride kaldı.

Bugün, Amerikalıların %76’sı her ay çevrimiçi ses dinliyor; bu da yaklaşık 233 milyon kişiye tekabül ediyor.

Daha da çarpıcı olanı: %70’i her hafta dinliyor.

Bu rakamlar, ses akışını ülkedeki en büyük dijital medya platformlarıyla aynı lige yerleştiriyor. Ancak erişim tek başına asıl hikaye değil. Asıl hikaye, insanların ne zaman dinlediği.

Ses, günlük rutinlerinin bazı bölümlerinde görsel medyanın ortadan kaybolduğu anlarda hakimdir. Kitlenin akışları kaydırmadığı veya ekranlara bakmadığı bu zaman dilimlerinde dinliyorlar.

Markalar için bu sürekli dikkat, dijital pazarlamada giderek daha nadir hale gelen bir şeydir.

2. Ses Alanındaki En Hızlı Büyüme Genç Dinleyicilerden Gelmiyor

Uzun bir süre boyunca pazarlamacılar, ses akışını ve podcast’leri gençlerin yönlendirdiği bir medya olarak gördü. En son veriler bu varsayımı büyük ölçüde sorguluyor.

55 yaş ve üstü Amerikalılar arasında aylık çevrimiçi ses dinleme oranı sadece iki yıl içinde %52’den %70’e sıçradı.

Bu, davranışta büyük bir değişimdir.

Yaşananlar, teknoloji benimsemesinde defalarca gördüğümüz bir durumdur. Genç kitleler ilk olarak benimser, ancak bir platform sorunsuz hale geldiğinde (akıllı telefonlar, bağlantılı arabalar, akıllı hoparlörler) nüfusun geri kalanı hızla onu takip eder.

Ses, o noktaya ulaştı.

Markalar için bu, dijital sesin artık neredeyse her nesli geniş ölçekte kapsayan nadir kanallardan biri haline geldiği anlamına geliyor.

3. Podcasting, En Güvenilir Medya Ortamlarından Biri Haline Geldi

Bir zamanlar podcast reklamcılığı deneysel bir alandı. Bugün ise temel bir medya stratejisidir.

Podcast farkındalığı şu anda Amerikalıların %86’sında mevcut ve %58’i aylık olarak podcast tüketiyor; bu, tüm zamanların en yüksek seviyesi.

Ülkenin neredeyse yarısı haftalık olarak podcast’lerle etkileşimde olduğundan, podcasting artık niş bir içerik kategorisi değildir. Video akışı, sosyal medya ve dijital müzikle birlikte ana akım bir eğlence ortamıdır.

Podcast reklamcılığını özellikle güçlü kılan şey, içeriğe nasıl entegre olduğudur. Dikkatin dağılmasına neden olan birçok dijital reklam formatının aksine, podcast reklamları genellikle sohbetin kendisinin bir uzantısı gibi hissedilir.

Sunucuya duyulan güven, hikaye anlatımı ve dinleyici sadakati arasındaki bu dinamik, podcast reklamcılığını modern medyadaki en etkili marka kanallarından biri olmaya devam ettiriyor.

4. Kulaklıkların Ötesine Genişleme

Raporda vurgulanan bir diğer önemli değişim, podcast’lerin nasıl tüketildiğidir.

Podcasting eskiden podcast uygulamaları aracılığıyla sunulan ses anlamına geliyordu. Artık çok daha büyük bir şey.

Bugün, Amerikalıların %57’si hem podcast dinlediğini hem de izlediğini söylüyor.

Bir dinleyici, sosyal medyada bir podcast klibi keşfedebilir, YouTube’da bir röportajı izleyebilir ve ertesi gün işe giderken bölümün tamamını dinleyebilir.

Markalar için bu evrim, fırsatları önemli ölçüde değiştiriyor. Podcast’ler, sesli reklamlar, video entegrasyonları, sosyal içerik ve uzun metrajlı hikaye anlatımını aynı evren içinde sunabilen, giderek artan bir şekilde çok platformlu medya markaları haline geliyor.

Diğer bir deyişle, podcast reklamcılığı artık sadece sesli bir medya değil. Bu, büyük ölçekli içerik pazarlamasıdır.

5. Birçok Markanın Gözden Kaçırdığı Podcast Platformu

Rapordaki en şaşırtıcı bulgulardan biri, YouTube’un sesli içerik tüketiminde ne kadar merkezi bir konuma geldiğidir.

Amerikalıların dörtte üçünden fazlası geçen hafta YouTube’u kullandı.

Özellikle podcast dinleme söz konusu olduğunda, günlük tüketim süresinin en büyük payını artık YouTube oluşturuyor.

Bu gerçek, birçok pazarlamacının sesli içerik konusundaki düşünce biçimini sorgulatıyor.

Ses ve video arasındaki sınır ortadan kalkıyor. Tüketiciler, platformlar arasında içerik dinleme, izleme ve keşfetme arasında akıcı bir şekilde geçiş yapıyor.

Markalar için bu, ses stratejisinin artık tek başına var olamayacağı anlamına geliyor. En etkili kampanyalar, podcast uygulamaları, ses akışı platformları, YouTube ve sosyal videolarda aynı anda yayınlanıyor.

Ekosistem birleşti.

Sesli Reklamcılıktaki Gerçek Fırsat

Infinite Dial 2026 verilerinden çıkarılacak tek bir sonuç varsa, o da şudur:

Ses, modern medyada sessizce en güçlü dikkat çekici ortamlardan biri haline geldi.

Ancak bugün, ses her zamankinden daha yüksek sesle konuşuyor. Diğer kanallar, kaydırma sırasında birkaç saniyelik dikkat için mücadele ederken, ses genellikle izleyicileri dakikalarca, hatta saatlerce kendine bağlar.

Sesli reklamcılıkta ilgi çekici hikayeler anlatmayı ve bu hikayeleri genişleyen ekosistemde yaymayı bilen pazarlamacılar için fırsatlar çok büyük.

Artık sesli reklamcılığın pazarlama karmasına dahil olup olmaması bir sorun değil. Mesele, sesli reklamcılığı zaten haline geldiği stratejik bir kanal olarak ele almak.

Kaynak: Results Media

Okumaya devam et

En son