Bizimle iletişime geçin

Haberler

Youtube RSS’i Destekliyor(muş) Gibi Yaptı!

Podcast ekosisteminde uzun süredir konuşulan bir bekleyiş nihayet söylentiden uygulamaya dönüşüyor. Youtube yaklaşık 2 yıl süren bir teknolojik altyapı hazırlığından sonra RSS’i desteklemeye ve podcast’leri bir başka sunucudan alıp platformuna taşımaya başladı. Ama “dağ fare doğurmuş” olabilir… Podcast Turkey Editörü Özcan Yazıcı Youtube’un RSS desteğini inceledi, olası gelişmeleri analiz etti.

Yayınlanma tarihi

on

Podcast ekosisteminde uzun süredir konuşulan bir bekleyiş nihayet söylentiden uygulamaya dönüşüyor. Youtube yaklaşık 2 yıl süren bir teknolojik altyapı hazırlığından sonra RSS’i desteklemeye ve podcast’leri bir başka sunucudan alıp platformuna taşımaya başladı.

Bir video platformu olarak Youtube’un RSS’i nasıl destekleyeceği, kendi teknolojisine nasıl entegre edeceği açıkçası büyük bir muamma ve merak konusuydu; şimdi bir yolunu bulmuş gibi gözüküyor; ama bildiğimiz, alışageldiğimiz bir RSS desteği vermeyeceği anlaşılıyor.

Youtube dün podcast içerik oluşturucularına gönderdiği bir mesajla birçok ülkede (Türkiye’nin de bulunduğu 98 ülke) podcast yayıncılarının RSS ile podcast’lerini Youtube’a bağlayabileceklerini duyurdu.

Youtube bunu yapacağına ilişkin bilgileri özellikle son bir yıldır Google üst düzey yöneticilerinin açıklamalarıyla işaret ediyordu. Ama RSS’i Youtube Studio üzerinden kullanıma sunması, nasıl yapacağına ilişkin somut tablo ortaya çıkınca “dağ fare doğurmuş” olabilir. Yakında çok daha fazla konuşulup, yazılıp çizilecek, tartışılacak gibi duruyor.

Önce bir iki tespit…

RSS teknolojisi dijital iletişim çağında neredeyse özgür yayıncılık alanında elimizde kalan tek kale gibi. Bu kale son yıllarda Spotify, Apple tarafından zaten “yoğun top atışlarına” tutuluyordu, anlaşılan bu ittifaka artık Youtube da katılıyor.

Açılımı ‘Really Simple Syndication’ (Gerçekten Basit Dağıtım) veya ‘Rich Site Summary’ (Zengin İçerikli Site Özeti) olan RSS, iki açılımda da tek bir şeyi ifade ediyor: Yazıların, haberlerin ve elbette podcast’lerin siteleri (kaynakları) dolaşma stresinden kurtarılıp, tek bir feed (besleme) ile ulaşılabilmesini sağlaması…

Blog’lar RSS ile gelişti, serpildi. 20 yıldır podcast ekosistemi de RSS ile “herkese açık”, “özgür” bir mecra olarak büyüdü.

Ancak 2021 yılında Spotify ve Apple’ın girişimleriyle birlikte işin rengi değişmeye, tartışmalar genişlemeye başladı. Bağımsız ses sunucularının RSS’lerini desteklemekle yetinmediler, abonelik ve gelir vaatleriyle podcast’leri kendi sunucularına çekmeye ve kapalı bir ekosistem karmaya yöneldiler. Tıpkı Yutube gibi, O’na benzemeye çalıştılar. Amaç gayet basit tabii ki, RSS’in sağlayamadığı kontrolü ele geçirmek “reklam geliri elde edebilmek”; RSS’i yok saymadan, RSS’i aşmak…

Biraz teknik bilgi

Peki, Youtube ne yapıyor ve RSS’e kapısını nasıl açtı?

Henüz ayrıntılara vakıf olamayanlar için hızlı bir özet geçelim…

Podcast’inizi bir başka sunucudan (hosting) yayınlıyor olsanız da Youtube Studio üzerinden RSS feed’inizi tanıtarak/bağlayarak siz podcast’inizi yayınladığınız anda otomatik olarak Youtube’a çekmesini sağlayabileceksiniz. Siz yayını yaptığınız anda Youtube podcast resminizi kullanarak bunu bir “ses videosuna” (podcast) dönüştürecek ve takipçilerinize bir bildirim ile duyuracak.

Ama burada bildiğimiz podcasting akışına uymayan ayırt edici bir fark getiriyor Youtube. Bugüne kadar bağımsız bir ses sunucusunda (Örneğin Libsyn, Spreaker, Buzzsprout gibi) podcast’ini barındırıp, yayın yaptığınızda Spotify, Apple Podcasts, Deezer gibi onlarca platform RSS feed’inizden bunu otomatik olarak çekerek yayınlar. Oysa Youtube şimdi kendi podcast stratejisinde “Ben RSS oyununu böyle oynamak istemiyorum” diyor.

Peki, ne yapıyor?

Siz podcast bölümünüzü yayınladığınız an, RSS’inizden bölümü fiziksel olarak kendi sunucusuna çekiyor ve kopyasını oluşturuyor. Yani, bir anlamda sizin “mülkünüz” olan podcast’inizi “kendi mülküne” dönüştürüyor; aynı video akışında yaptığı gibi.RSS’i tanıtma aşamasında Youtube karşınıza “YouTube Podcast Ingestion Service” başlığıyla hizmet koşulları ve yükümlülüklerini onaylatıyor. Bakın bu koşulların 4. maddesinde ne diyor:

4. Podcast Lisansı ile İlgili Şartlar / 4.1. Lisanslı Haklar.
“Podcast Ingestion Service aracılığıyla Podcast yüklediğinizde YouTube’a, Podcast’lerinize (yayınlanmış ve gelecekte yayınlanacak tüm Podcast bölümleri dahil) telifsiz olarak erişme, gelir elde etme ve indirme hakkı verirsiniz. Ayrıca YouTube’un, Hizmet’teki Podcast’lerinizi telifsiz olarak çoğaltmasını, depolamasını, uyarlamasını, kodunu dönüştürmesini, kodlamasını, kanalınıza yüklemesini, herkese açık bir şekilde kullanıma sunmasını, herkese açık bir şekilde göstermesini ve dağıtmasını (yalnızca ses olarak kullanım da dahil) kabul edersiniz. Podcast’leriniz YouTube’a yüklendikten sonra, Podcast’lerdeki sahiplik haklarınıza ve YouTube’a lisans vermenize ilişkin tüm şartlar da dahil olmak üzere YouTube Şartları ve Politikaları, Podcast’leri doğrudan Hizmet’e yüklemişsiniz gibi tüm Podcast’lerinizde geçerli olur. Yani, söz konusu Podcast’ler, YouTube Şartları ve Politikaları kapsamında yüklediğiniz İçerik (veya geçerli olduğunda “Tedarikçi İçeriği”) olarak kabul edilir.”

Özetle Youtube diyor ki, “Bana geleceksen podcast’inin etinden, sütünden, postundan, her şeyinden yararlanma hakkını bana teslim edeceksin. Sonrasında bakarız, belki reklam gelirlerinden sana da pay verebilirim.”

Ayrıca, klasik yöntemlerle podcast yayınladığınızda ses dosyası üzerindeki kontrol sizde olur ve bir nedenle başlık, metin gibi değişiklik yapma gereksinimi duyduğunuzda bunu sunucu üzerinden yaparsınız ve Spotify, Apple dizinlerinin botları bu RSS feed’lerini tarayarak değişiklikleri otomatik olarak günceller. Oysa Youtube ses dosyanızı ilk yayınladığınız anda sunucusuna çekip sizinle irtibatı kestiği için bu değişikliklerin Youtube’a yansıması için RSS feed’inizi manuel olarak yeniden yüklemeniz gerekecek.

Bir başka teknik farklılık da, Youtube kopya oluşturarak ve asıl sunucunuzla irtibatı keserek sunucu tarafındaki “dinleyici istatistiklerinizi” takip etmenizi de engellemiş olacak. Spotify ve Apple Podcast gibi onlarca platformda bir dinleyici “oynat” ya da “indir” butonuna bastığında sunucu bunu bir indirme olarak görür. Ayrıca hem sunucu hem de Spotify, Apple tarafındaki demorafik verileri de takip edebilirsiniz. Youtube ise bu veri entegrasyonunu da kesmiş oluyor ve kendi kopyası üzerinden istatistikleri size ayrıca sağlıyor.

Yine herhangi bir nedenle “bir podcast bölümünüzü silmek istediğinizde” bunu sunucunuza giderek yapabiliyorsunuz. Bunu yaptığınızda Spotify, Apple Podcasts gibi dizinlerden de bu bölüm otomatik olarak kalkar; ama Youtube RSS aracılığıyla kendi sunucusunda bir kopsasını oluşturduğunda sunucunuzdan kaldığınız ses dosyasını Youtube Studio’ya gidip manuel olarak oradan da silmeniz gerekecek

Elbette, eğer RSS ile podcast’inizi Youtube’a bağlamak istediğinizde, bu işlemleri yaparken size belirlediği genel hizmet koşulları ile podcast için oluşturduğu özel hüküm ve koşulları anımsatıp, onaylamanızı istiyor. Eğer bunları yapmazsanız, “bana gelme” diyor.

Aslında Youtube sunmuş olduğu bu model öncesi podcast segmesini aylar önce görünür kılarak öncü bir giriş yapmış ve bazı popüler yayıncılarla test süreci de başlatmıştı. Burada bir video gibi statik görsellerle ses dosyalarını Youtube sunucularına yüklenmesini sağlamış ve bu yayınları Youtube Studio’da podcast olarak işaretletip, özel çalma listesi halinde kullanıcılara sunmuştu. Ancak bundan istediği verimi alamadı ve yeterli bir trafik oluşturamadı; istediği heyecanı yakalayamadı ve ilgiyi toplayamadı. Bir başka deyişle podcast yayıncılarının alışık olduğu RSS’e kapılarını açmadan podcast tarafındaki varlığını ve görünürlüğünü güçlü biçimde hissettiremeyeceğini, kendine çekemeyeceğini anladı. Böylece RSS’i destekliyormuş gibi göründüğü ikinci faza geçmiş oldu. Hani bir benzetme yapacak olursak, başka nehirlerin suyunu kanal açarak (RSS) kendi denizine akıtmasının yolunu oluşturdu.

Youtube Studio üzerinden podcast’inizi RSS ile bağlayabilirsiniz.

Youtube ‘reklamı ben yaparım ve kimseye kaptırmam’ dedi

Youtube’un RSS ile tam entegre bir modele kapılarını açmamasının temelinde kuşkusuz “reklam gelirleri” üzerindeki kontrol isteği yatıyor. Bugüne kadar podcast içerik oluşturucuları bağımsız sunucular üzerinde yayınlarını gerçekleştiriyor, sonra RSS ile bunları Spotify, Apple Podcasts, Deezer gibi podcast platformlarına dağıtıyorlardı. Bu platformlar yalnızca “ses aracısı” işlevi görüyor, fiziksel olarak dosyaları saklamıyorlardı. Bir yayıncı reklam yayınlamak istediğinde üçüncü taraf reklam hizmetleri (ajanslarıyla) çalışıyorlar ya da sunucunun sağladığı reklam hizmetinden yararlanarak podcast’lerine “dinamik reklamlar” ekleyebiliyorlardı. Spotify, Apple gibi markalar bunlara müdahale edemiyordu. Böylece yayıncı reklam gelirlerini istediği gibi kontrol edebiliyordu. Son dönemde hızla büyüyen “programatik reklamlarla” podcast’lerin eski ya da yeni bölümlerine dinamik olarak reklam yerleştirmek mümkün olabiliyordu.

Oysa şimdi RSS ile podcast’inizi Youtube’a bağlamak istediğinizde Youtube daha başlangıçta ses dosyasını kendi sunucusuna çekerek “dinamik reklam ekleme” imkanını ve bağını anında kesiyor, ipleri eline alıyor. Ayrıca RSS ile bağlama işlemi sırasında sizden yayınınızın “reklam içerip içermeyeceğini” bildirmenizi istiyor ve reklam yayınlama politikalarını anımsatarak sert biçimde uyarıyor. Eğer kurala uymazsanız yayınınızı anında kaldıracağını bildiriyor. Youtube burada ufak bir esneklik gösteriyor; podcast’iniz ücretli tanıtımlar (örneğin sunucunun seslendirdiği tanıtımlar), sponsorluklar veya ürün önerileri içeriyorsa bunu Youtube ile paylaşmanız ve geçerli tüm politikalara uymanız halinde “anlayış” gösteriyor. Ama bunun dinamik reklamı kapsamadığını yeniden anımsatmamız gerekiyor.

Youtube’ta olmalı, mı olmamalı mı?

Youtube 2 milyardan fazla kullanıcı sayısıyla daha geniş kitlelere ulaşmak isteyen podcast yayıncılarının tabi ki ilgisini çekiyor. Son dönemde önemli ölçüde podcast’lerini “videocast” olarak yayınlayan podcast yayıncılarının sayısının da arttığı gözlemleniyor. Ama bunların hangilerinin podcast, hangilerinin bir Youtube videosu olduğu tartışma götürür.

Merakla beklenen Youtube’un RSS adımının kısa sürede bu merak duygusunu güçlü soru işaretlerine dönüştürmesini bekliyorum. “Sırf Youtube’un daha geniş kitlesine ulaşmak için podcast’imin mülkünü ve kontrolünü Youtube’a bırakmalı mıyım?” sorusu temel bir soru ve sorun olarak zihinlerde büyüyecek. Bu belki, bireysel, küçük yayıncılar için ciddi bir soruna dönüşmeyebilir; ancak önemli reklam geliri elde eden büyük yayıncılar için ciddi bir sorun olacağı kanaatindeyim. Standart YouTube gelir paylaşımı yayıncıya yüzde 55, YouTube’a ise yüzde 45 oranında dağıtılıyor. Ancak bir podcast yayıncısı bugüne kadar dinamik reklam satış ortaklıklarıyla daha iyi gelirler elde edebiliyordu. Youtube’ta yer alması bu gelirden vazgeçmesi anlamına gelecek. Türkiye’de podcast reklamcılığı henüz gelişmediği için Türkiyeli yayıncıların bu farkı şu anda tam olarak kavraması zor olabilir, ama küresel yayıncıların kararlarını etkileyecektir.

Yayıncılar neler yapabilir?

Bu açmaz ve tercih, kanımca bireysel, küçük yayıncılar ile büyük yayıncılar arasında değişkenlik gösterecektir.  Spotify ve Apple Podcasts gibi platformlara da dağıtım yapan bireysel, küçük yayıncılar “dinamik reklamları kaparak” Youtube’ta da yer almayı tercih edebilir. Böylece Youtube kitlesine de ulaşarak dinleyici topluluğunu büyütebilir. Spotify ve Apple Podcasts gibi platformların kendi dizinlerinde yeterli “keşfedilebilirlik algoritması” sunamadığını düşündüğümüzde Youtube’un daha iyi çalışan algoritması ilgiyi daha da artırabilir. Ancak zaten iyi bir kitleye ulaşan büyük prodüksiyonların Youtube’a mesafeli durmaları ya da Youtube ile özel anlaşma arayışlarına girmeleri pek muhtemel gibi duruyor.

Yayıncılar için başvurulacak yollardan birisi de podcast bölümünü sunucunuzda yayınlamadan önce dinamik reklamları kapatmak, Youtube kopyasını sunucusuna çektikten sonra tekrar açmak olabilir. Bir başka yol da, aynı podcast için “ikinci bir RSS Feed” (yani aynı yayı iki kez yayınlamak) oluşturup, ikinci RSS Feed’ini Youtube’a bağlamak olabilir. İlkini tüm podcast platformlarına dağıtabilir, ikincisini ise dinamik reklamları kaparak yalnızca Youtube’a bağlayabilirsiniz. Biraz kafa karıştırıcı ve zahmetli bir işmiş gibi gözüküyor; ama ortaya çıkan tabloda çözüm olabilir.

Youtube’un RSS adımı ekosistemde nasıl karşılık bulacak, yayıncılar güçlü bir ilgi gösterecek mi kestiremiyorum. Hem yayıncılar hem de Youtube tarafında kafa karışıklıkları, karmaşa dönemi yaşanacağını düşünüyorum. Birçok podcast yayıncısının merak ve ilgi nedeniyle ilk etapta podcast’lerini RSS ile Youtube’a bağlayacaklarını, ancak dinamik reklamları sunucuda açmış olmaları nedeniyle karşılıklı sancılı bir dönem yaşanacağını tahmin ediyorum.

Spotify ve Apple Youtube’u Takip Eder Mi?

Akıllara gelen bir başka soru da şu: “Youtube’un açacağı yol ilgi görür ve başarılı olursa Spotify ve Apple gibi dev markaların da aklını karıştırıp iştahını artırabilir mi?”

Bu iki marka da 2021 yılında kendi reklam politikaları ve abonelik modelini kullanabilmeleri için kullanıcılara podcast’lerini kendi sunucalarına da taşımalarını zorunlu tutmuş, ama klasik RSS süreçlerini de desteklemeye devam etmişlerdi. Ya önümüzdeki dönem onlar da Youtube’un yolundan yürür ve kendi sunucuları üzerinden hizmet vermeyi dayatırlarsa ne olacak?

Sürekli zarar eden Spotify’ın gelir arayışı kapsamında reklam konusunda bir çözüm arayışı olduğunu zaten uzun süredir biliyoruz. Bu yolun açılıp, güçlenip güçlenmeyeceğini şimdiden öngörmek zor, ama olma olasılığı da yabana atılmayacak kadar güçlü. Klasik podcasting süreçlerinde hem sunucu tarafında hem de Spotify, Apple Podcasts tarafından gerçek dinleme istatistiklerini belirlemek çok zor; mevcut RSS teknoloji ne yazık ki buna olanak tanımıyor. Bunun ayrıntılarını burada ele almamız mümkün değil; ama Youtube RSS’ten de yararlanarak yeni bir podcast platformu olarak yükselirse video tarafında olduğu gibi reklamverenlere daha anlaşılabilir veriler sağlayabilir ve gelir beklentisi içindeki yayıncıları daha fazla kendisine çekmede etkili olabilir.

RSS’in ve podcasting’in geleceği tehdit altında mı?

Bağımsız, özgür podcast yayıncılığını savunanlar için önümüzdeki dönem kolay bir süreç olmayacak. Bir tarafta dev markalar reklam ve gelir baskısı altında daha kontrol edilebilir sistemleri (teknolojileri) dayatma eğilimine girerken, diğer tarafta da gelir ihtiyacı altında açmaza girecek olan içerik oluşturucularının yayınları üzerindeki kontrol ile gelir elde etme imkan ve fırsatları arasında kafa karışıklıkları artabilir.

Bir başka sancılı süreç de bağımsız podcast sunucu hizmeti veren küçük ve orta ölçekteki markalar açısından yaşanacak. Spotify ve Apple Podcasts’in 2021’deki kendi sunucuları üzerinden hizmet vermeye başlamasıyla birlikte alarm zilleri çalmaya başlamıştı. Açık podcast’i savunmak için podcast endüstrisinin bazı popüler markalarının da içinde yer aldığı bir grup Podcast Standartları Projesi (The Podcast Standards Project) başlattı.

Spotify, Apple, Youtube ve hatta Amazon (Audible) gibi dev markalara karşı direnme yetenekleri olup olmayacağını sanırım önümüzdeki dönemde Youtube’un attığı bu RSS hamlenin ne derece ilgi görüp görmeyeceği bir ölçüde belirleyici olacak. Youtube’un ana platformu üzerinde www.youtube.com/podcasts adresiyle videonun yanında ses odaklı “ikinci bir anasayfa” hazırlığı yaptığını da biliyoruz. Bu adres şu an yalnızca ABD’de sınırlı bir kullanımla test ediliyor. Kim bilir belki de şu an Youtube’un attığı RSS hamlesi ilgi görür, yayıncıları kendisine çekebilirse, bir süre sonra RSS’e ihtiyaç duymadan ses dosyalarını doğrudan kendi sunucularına yüklemeleri için fırsat sunabilir. Bunu önce bir “seçenek” olarak başlatıp, sonrasında tamamen buna yönelebilir. Bu olasılıkların hangisinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

Ama “dijital iletişim” ve hatta genel anlamda “iletişim alanında” özgür yayıncılık için elimizde kalan tek mecranın da ciddi bir tehdit altında olduğu da bir gerçek.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Yanıt Ver

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araştırma

CoHost’tan, ‘2026 Yılı Podcast Ajanslarının Durumu’ raporu

Markalar ve ajanslar için podcast analiz platformu olan CoHost , podcast ajansları sektörüne, müşteri trendlerine ve önümüzdeki yılı şekillendiren zorluklara kapsamlı bir bakış sunan yıllık “Podcast Ajanslarının Durumu 2026” raporunu yayınladı.

Yayınlanma tarihi

=>

Markalar ve ajanslar için podcast analiz platformu olan CoHost, podcast ajansları sektörüne, müşteri trendlerine ve önümüzdeki yılı şekillendiren zorluklara kapsamlı bir bakış sunan yıllık “Podcast Ajanslarının Durumu 2026” raporunu yayınladı.

Üçüncü baskısı yayınlanan rapor, dünya genelindeki 51 podcast ajansının katıldığı bir ankete dayanıyor. Bulgular, küçük ama stratejik bir sektörü yansıtıyor; podcast ajanslarının %76’sı 10’dan az çalışanla faaliyet gösteriyor, ancak yeni kurulan şirketlerden Fortune 500 markalarına kadar geniş bir müşteri yelpazesine hizmet veriyor.

CoHost’un CEO’su ve marka odaklı podcast ajansı Quill’in yöneticisi Fatima Zaidi, “Podcast yayıncılığı artık deneysel bir alan değil. Ajanslardan sadece yaratıcı ses içerikleri değil, ölçülebilir sonuçlar ve yatırım getirisi (ROI) sunmaları isteniyor. Bu yılki rapor, veri odaklı karar alma, stratejik yeniden yapılandırma ve podcast yayıncılığının daha geniş pazarlama karmasına daha derin entegrasyonuna doğru bir kaymayı yansıtıyor” dedi.

2026 raporunun temel bulguları:

  • Tam hizmet artık standart hale geldi: Çoğu ajans, strateji ve senaryo yazımından dağıtıma, pazarlamaya ve video prodüksiyonuna kadar podcast’in tüm yaşam döngüsünü üstleniyor.
  • Sesli içerik hala videodan daha iyi performans gösteriyor: Video podcast yayıncılığı yükselişte olsa da, ajansların %35’i yalnızca ses formatlarının daha güçlü performans sağladığını belirtiyor ve bu da format trendlerinden ziyade içerik kalitesinin önemini vurguluyor.
  • Yatırım getirisi ve analitik en önemli öncelikler arasında: Podcast’lerin etkisini kanıtlamak, müşteriler için en büyük zorluklardan biri olmaya devam ediyor. Buna karşılık, ajanslar daha iyi ilişkilendirme araçları, dinleyici verileri ve indirme sayılarının ötesinde ölçümler talep ediyor.
  • Yapay zekâ kullanımı artıyor: Ajansların %92’si artık iş akışlarının bir bölümünde, özellikle transkripsiyon, program notları ve ses düzenleme alanlarında yapay zekâ kullanıyor.

Yaklaşımlarını kıyaslamak ve geleceğe yönelik tahminlere bakmak isteyen markalar ve ajanslar için, Podcast Ajanslarının Durumu 2026 raporu, giderek daha rekabetçi hale gelen bir alanda strateji, kaynak ve büyüme konusunda yol gösterici, uygulanabilir bilgiler sunmaktadır.

Raporun tamamını buradan indirebilirsiniz. 

Okumaya devam et

Haberler

Wondercraft, Yapay Zeka Video Stüdyosunu piyasaya sürdü

Wondercraft, diğer özelliklerinin yanı sıra podcast’lerinizden animasyonlar ve görseller içeren videolar oluşturabilen yeni bir Yapay Zeka Video Stüdyosu piyasaya sürdü.

Yayınlanma tarihi

=>

Wondercraft, diğer özelliklerinin yanı sıra podcast’lerinizden animasyonlar ve görseller içeren videolar oluşturabilen yeni bir Yapay Zeka Video Stüdyosu piyasaya sürdü.

Bu araç, istediğiniz sonuç türünü (iş videosu, sosyal medya tanıtımı vb.) seçmenize ve podcast’inizin sesini (veya istediğiniz ses türü hakkında bir ipucu) eklemenize olanak tanır. Hatta sunucularınızın avatarını bile ayarlayabilirsiniz.

Şirketin duyurusunda şunlar kaydedildi…

Bugün Wondercraft, şu unsurları bir araya getiren bir yapay zeka video stüdyosu sunuyor:

  • Video, görüntü, ses, müzik, ses ve metin alanlarındaki en iyi yapay zeka modelleri.
  • Kontrol, zamanlama ve marka bilinci konusunda gerçek bir editör.
  • Ve her şeyi yöneten yapay zekâ ajanımız Wonda.

Boş bir zaman çizelgesinden veya boş bir komut satırından başlamak yerine, ne yapmak istediğinizden yola çıkıyorsunuz:

  • Açıklama ve eğitim (eğitim, işe alıştırma, iç güncellemeler, dokümanlardan videolara dönüştürme)
  • Tanıtım ve lansman (ürün lansmanları, duyurular, reklamlar, sosyal medya videoları)
  • Mevcut içeriğin Lehçe’ye uyarlanması (kısaltmalar, yerelleştirme, öne çıkan bölümler, düzenleme)

Birkaç karar veriyorsunuz. Wondercraft güçlü bir ilk taslak oluşturuyor. Ardından iyileştirmeler yapıyorsunuz. Wonda düzenlemenin yerini almıyor, yaratımı daha verimli hale getiriyor.

Tüm ayrıntıları buradan öğrenebilirsiniz.

Okumaya devam et

Haberler

Sektör uzmanlarından 2026 için ses teknolojisine dair tahminler

MediaLeader, “Sektör uzmanlarından 2026’da ses içeriğine dair tahminler” başlıklı bir makale yayınladı. Dinamik yaratıcı optimizasyondan içerik çeşitlendirmesine ve yapay zekaya kadar, bu yıl ses alanında unutulmaz bir yıl olacak gibi görünüyor.

Yayınlanma tarihi

=>

David Wilcox, Haber Yayıncılığı Ticari Direktörü

“Günümüzde ses, neredeyse hiçbir zaman sadece ses olmaktan ibaret değil. Radyo, içerik için bir ambalaj, podcast’ler bir diğeri, görselleştirme başka bir ambalaj oluşturuyor ve CTV gibi yeni platformlar da bir başka ambalaj sağlıyor – tıpkı bir soğanın katmanları gibi.”

“Bu bütünleşmenin önümüzdeki yıl daha da derinleşmesi bekleniyor.”

“Bu yıl FIFA Dünya Kupası’na odaklanılması harika bir örnek. Ses hakları sahibi olarak talkSPORT, maçın başlama düdüğünden bitiş düdüğüne kadar her anını izleyicilere ulaştıracak.”

“Canlı maçların yanı sıra, talkSPORT’un hayranlarının onu bulmak istediği her yerde olmasını sağlamak için YouTube ve CTV için tamamen görselleştirilmiş bir dizi harika görüş podcast’i oluşturuyoruz. Matt Forde’un Dünya Kupası’nı Nasıl Kazanılır adlı podcast’i bunlardan sadece bir örnek.”

“Başka alanlarda ise yapay zeka, yaratıcılığı ve verimliliği artırmaya devam edecek.”

“Octave AI gibi araçlar, reklamverenlere dinamik içerikten dağıtıma ve optimizasyona kadar, birinci taraf verileri ve premium reklam envanterini kullanarak uçtan uca bir sesli reklam çözümü sunacak.”

Roxanne Harley, Azerion’un büyüme sorumlusu

“2026 yılında ses, artık yardımcı unsur olmaktan çıkıp markaların etrafında şekillendiği kanal haline gelecek.”

“Yeni olduğu için değil, hazır olduğu için : yayın akışı, podcast’ler, araç içi ses sistemleri, akıllı hoparlörler ve adreslenebilir radyo, planlamacılara nihayet hem ölçek hem de hassasiyet sağlıyor.”

Azerion’un Anlamlı Bağlantılar araştırması, sinemadan sonra, insanların reklamlara en çok açık olduğu kanalın ses olduğunu gösterdi; bu da dijitalin zorlandığı bir şeyi, yani doğru hikaye anlatımını, en iyi şekilde yapabileceği yer haline getiriyor.

“Bir sonraki sıçrama, dinamik yaratıcı optimizasyon (DCO) olacak. ‘Konumu değiştirip kişiselleştirilmiş diye sunmaktan’ öteye geçerek, gerçekten dinamik anlatılara yöneleceğiz: bağlam ve sinyaller (günün saati, ortam, içerik, ruh hali, zihniyetler) etrafında bir araya getirilmiş modüler senaryolar sayesinde, yaratıcılık şablonlanmış değil, zamanında hissettirecek.”

“Tekrar eden, kalıplaşmış bir koro gibi duran reklamlar yerine, bölümler halinde gelişen kampanyalar düşünün.”

“Ama işin püf noktası şu: 2026 aynı zamanda ses kalitesinin yetişkin standartlarına uygun hale getirileceği yıl.”

“Ölçüm, farklılaştırıcı unsur haline geliyor; artış, marka bilinirliğindeki yükseliş, mağaza içi etki ve yaratıcı teşhisler sonuçların yanında yer alıyor – çünkü eğer ses ana karakter olacaksa, sadece iyi ses çıkarmaktan daha fazlasını yaptığını kanıtlamamız gerekiyor.”

Bryan Barletta, Podcast Movement’ın başkanı ve Sounds Profitable’ın ortağı

“Bu yıl, ses endüstrisinin yıllardır gelişmekte olan bir eğilime yönelik adımlar attığı yıl: reklamlar, podcast yayıncıları, yayıncılar ve içerik oluşturucular için tek gelir kaynağı olamaz.”

“Bu, podcast reklamlarının büyümesinin duracağı anlamına gelmiyor; durmayacak. Podcast yayıncılığı, markaların başka yerlerde satın almakta zorlandığı iki şeyde, yani dikkat ve güven konusunda hala yüksek bir performans sergiliyor.”

“Sounds Profitable’ın 2025 Reklamcılık Manzarası: Güven ve Dikkat” raporuna göre, podcast’lerin başlıca kullanıcıları arasında %86’sı son yedi gün içinde bir reklam duyduğunu hatırlıyor; bu, test edilen tüm kanallar arasında en yüksek hatırlama oranı. Ayrıca podcast’ler, reklam güveni ve özgünlüğü ölçümlerinde en üst sıralarda veya en üst sıralara yakın yer alıyor.

“Bu avantaj gerçek ve reklam pazarı daha güçlü yaratıcı çözümler, daha iyi ölçümleme ve daha net sonuçlarla daha da akıllı hale gelmeye devam edecek.”

“Ancak 2026’daki asıl önemli konu çeşitlendirme. Kazanacak içerik üreticileri, CPM’lerle iniş çıkış göstermeyen gelir kaynakları yaratacaklar: daha derin marka entegrasyonları, sahip olunan ürünler ve lisanslama, üyelikler, canlı etkinlikler ve platformlar arası geçiş yapabilen fikri mülkiyet uzantıları.”

“Bağlam da önemlidir. Sounds Profitable’ın The Creators 2025 raporu, iş akışlarının ne kadar hızlı değiştiğini gösteriyor; aktif podcast içerik üreticilerinin %71’i artık video üretiyor.”

“2025, bu yarışın ne kadar uzun süreceğinin bir gerçeklik testiydi. 2026 ise 2036’ya kadar başarılı bir şekilde ilerlemek için bir plan oluşturmakla ilgili.”

Matt Hopper, Trisonic CEO’su

“2026, ses teknolojisi için büyük fırsatlar yılı, ancak bu fırsatlar heba edilmemeli.”

“Doğrusal radyo (şu anda) başka hiçbir ses ortamının sunamadığı ölçeği sunarken ve 2026 yılına kadar sağlıklı kalmaya devam edecekken, yapay zeka tarafından optimize edilmiş medya satın alımı ve kişiselleştirme, bağlamlandırma ve ilişkilendirme isteğiyle dijital sesin büyümesi hızlanacaktır.”

“Daha fazla akıllı hoparlör destekli sesli ticaret, daha fazla video podcast (podcast ne zaman televizyon programı olur ki…?) ve daha fazla yapay zeka destekli içerik oluşturma olacak.”

“Tüm bunlar, sesli reklamları ‘daha kolay satın alınabilir’ hale getiriyor ve dijital sesin nispeten düşük giriş maliyetiyle, KOBİ’lerin reklam harcamalarının bir kısmını ilk kez sesli reklamlara yönlendirdiğini görebiliriz.”

“Ancak yapay zekâ destekli bir çağda, farkı yaratacak olan insanlar olacak. Elbette, yapay zekâ saniyeler içinde bir reklam yazıp üretebilir, ancak bu yolu seçen reklamveren sayısı ne kadar artarsa, her reklam o kadar birbirine benzeyecektir.”

“İnsan metin yazarları, seslendirme sanatçıları, müzisyenler ve yapımcılar, onları insan yapan tüm kusurlarıyla birlikte gelirler. Ve sonuçta, iletişim kurduğumuz kişiler insanlardır.”

“Umarım 2026, yayıncılar, podcast ağları ve teknoloji platformları arasında daha fazla sektörel iş birliğini beraberinde getirir; medya satın alma ve ölçümleme gerçekten daha bütünleşik olmalı ve bunu sağlamak sesli medyaya ancak fayda sağlayabilir.”

Andrew Goldsmith, Adelicious’un başkanı

“Podcast alanında çalışan meslektaşlarımın çoğu gibi ben de sürekli olarak gelecekte neler olacağına bakıyorum. Son zamanlarda bu mecranın geleceği hakkında çok şey okudum ve beni şaşırtan şey, bazı kişilerin podcast’in artık yerleşik bir medya kanalı olduğuna inanması oldu.”

“Bunu söylemekten nefret ediyorum ama hâlâ önemli ölçüde ve sinir bozucu derecede az yatırım yapıldığına inanıyorum.”

“Daha fazla yatırım ve reklam harcamalarında daha büyük bir paya dair kanıtlar çok açık. Ve bence 2026, terazinin bizim lehimize daha da ağır basacağı yıl olabilir.”

“Sebebi basit. Videonun sürekli yükselişi, keşfedilebilirliği önemli ölçüde artırdı ve yeni kitlelerin önünü açtı.”

“Bu, podcast yayıncılığının markalara gerçekten benzersiz bir şey sunabileceği anlamına geliyor: samimi bir ortam, ancak geniş ölçekte. Bu nedenle, biz de dahil olmak üzere her büyük yayın ağı videoya yatırım yapıyor.”

“Podscribe’a göre, dünyanın en büyük video podcast ağıyız ve 2025’te video gelirlerimizde gerçek bir ivme göreceğiz. Bu ivmenin 2026’da daha da güçleneceğini bekliyorum.”

“Video içeriğinin sürekli gelişmesinin ötesinde, daha fazla içerik şirketinin büyüyen podcast pazarından pay kapmaya çalışacağını da bekliyorum.”

“Bunu zaten görüyoruz; podcast diye yayınlanan ve etiketlenen, ancak aslında podcast olmadıkları açıkça belli olan programlar var (Netflix’e bakıyorum).”

“Ancak içimdeki podcast meraklısını bir kenara bırakırsak, bu trend nihayetinde olumlu olarak görülmeli. Daha fazla ilgi, daha geniş katılım ve daha fazla yatırım, uzun vadede sesli içerik alanımıza fayda sağlayacaktır.”

Greg Glenday, Acast CEO’su

“2026’da podcast yayıncılığı, ekosistem daha gürültülü ve karmaşık hale gelse bile, olgun ve vazgeçilmez bir medya kanalıdır.”

“Markalar yatırım yapıyor, podcast’ler medya planlarında önemli bir yer tutuyor ve yapay zeka, yaratıcılığın ve verimliliğin yerini almak yerine onu destekleyen bir kaynak haline geldi.”

“Bu büyüme beraberinde açık bir zorluğu da getiriyor: bolluk içinde yol alırken, ortamı değerli kılan unsurları kaybetmemek.”

“Önümüzdeki fırsat, ölçeği büyütmek değil, niyeti artırmaktır. Bu da eski taktiklerden geri adım atmak, başarıyı yeniden tanımlamak ve odak noktasını erişimden yankıya kaydırmak anlamına gelir.”

“Başarılı olacak içerik üreticileri ve reklamcılar, güvene, alaka düzeyine ve bağlama öncelik veren ve etkinin yalnızca ölçekle tanımlanmadığını anlayanlar olacaktır.”

“Ses, podcast yayıncılığının gücünün temelini oluşturmaya devam ediyor. Güvenilirliğin inşa edildiği, ilişkilerin kurulduğu ve tavsiyelerin gerçek bir etkiye sahip olduğu yer burasıdır. Sektör geliştikçe bu samimiyeti korumak çok önemlidir.”

“Bu temelden yola çıkarak, podcast yayıncılığı daha bağlantılı ve daha akıcı hale geliyor.”

“2026’daki büyüme, güçlü sesli ortaklıklara dayanan, bilinçli bir şekilde tasarlanmış ve değer kattığı yerlerde özenle genişletilmiş kampanyalardan kaynaklanacaktır.”

“Çok kanallı yaklaşım amaç değil; güçlü, güvene dayalı hikaye anlatımının doğal bir sonucudur. İyi yapıldığında, bu uzantılar özgünlükten ödün vermeden etkinliği artırır.”

“2026’da podcast yayıncılığı, en yüksek sesli veya en büyük olanla değil, dinleyici kitlesini en iyi anlayan ve nerede görünürse görünsün sürekli ilgi çekenle tanımlanacak.”

Ben Knowles, Adwanted ses departmanı başkanı

“2026’da, 2025’i tanımlayan şeylerin çok daha fazlasını, ancak daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesini bekliyorum. Podcast’ler ve video podcast’ler büyümeye devam edecek, ancak umarım platformlar, Netflix’te Pete Davidson örneğinde olduğu gibi, programları podcast ekosisteminden uzaklaştırmaktan kaçınırlar.”

“Dijital ses sektörü genişlemeye devam edecek ve biz de ürünlerimizi buna göre geliştiriyoruz: hem doğrusal hem de dijital envanteri tek bir iş akışında satın almayı her zamankinden daha kolay hale getiriyoruz.”

“Yapay zekâ daha da yaygınlaşacak. Sadece optimizasyon ve hedeflemede değil, yaratıcı prodüksiyonda da – bağlama ve hedef kitleye gerçek zamanlı olarak uyum sağlayan daha akıllı, daha dinamik ses varlıkları oluşturmayı mümkün kılacak.”

Kaynak: Ellie Hammonds / Media Leader

Okumaya devam et

En son