Bizimle iletişime geçin

Haberler

Steve Pratt: Dikkat nasıl kazanılır ve korunur?

Bugün olabileceğiniz en kötü şey ortalama olmak. İster bir restoran, ister bir araba, ister bir kitap, ister bir TV programı veya bir podcast olsun, ortalama olmak ezilmektir; bunun nedeni basit. İnsanlar bir seçeneğe sahip olduğunda, daha iyisini seçerler. Bugün, kategori ne olursa olsun, tüketicilerin birçok seçeneği var. Steve Pratt dikkat çekme konusunda uzman ve bu seçim ikilemini sık sık düşünüyor. Amplifi Media kurucusu Steve Goldstein, podcast yayıncılarının sürdürülebilir büyüme için doğru ilgiyi çekmek ve elde tutmak için kullanmaları gereken stratejiler hakkında Steve Pratt ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

Yayınlanma tarihi

on

Bugün olabileceğiniz en kötü şey ortalama olmaktır. İster bir restoran, ister bir araba, ister bir kitap, ister bir TV programı veya bir podcast olsun, ortalama olmak ezilmektir; bunun nedeni basit. İnsanlar bir seçeneğe sahip olduğunda, daha iyisini seçerler. Bugün, kategori ne olursa olsun, tüketicilerin birçok seçeneği var.

Steve Pratt dikkat çekme konusunda uzman; bu seçim ikilemini sık sık düşünüyor. Steve, markalar için orijinal şovlar yaparak podcasting alanında cesurca yeni bir çığır açan ilk markalı podcast içerik ajansı olan Pacific Content‘i kurdu. Steve ve birinci sınıf personeli akıllı ve cesurdu. Steve, markalara, pazarlamacılara, içerik oluşturuculara ve girişimcilere farklılaştırma stratejisi sağlayan Department of Differentiation‘ın kurucu ortağı olarak yoluna devam etti.

Altı yıl önce Amplifi Media & Sound That Brands’ın hala listelerde zirvede olan ulusal bir gıda şirketi adına markalı bir gösteriyi tanıttığı zaman arkadaş olduk. Steve’in yeni kitabı Earn it: Unconventional Strategies for Brave Marketers çıktı ve içerik geliştirmedeki en kritik iki unsur olan farklılaşma ve dikkat çekme konusunda bir ustalık sınıfı sunuyor. Podcast yayıncılarının sürdürülebilir büyüme için doğru ilgiyi çekmek ve elde tutmak için kullanmaları gereken stratejiler hakkında konuşmak üzere bir araya geldik.

Steve Goldstein (SG) – Artık herkesin TikTok beyni var. Zihinlerimizin hızlı kaydırmalı içerikler için yeniden kablolandığı 6 saniyelik bir dünyada yaşıyoruz. Bu, dikkat çekmeyi daha da zorlaştırıyor gibi görünüyor.

Steve Pratt (SP) – Doğru, dikkat çekmek zor. Basit cevap, insanların hoşuna giden ve vakit geçirmekten memnun olacakları şeyler yapmamız gerektiği, insanları rahatsız edip internette onları takip etmek yerine. Ulaşmaya çalıştığınız insanların %99’unu rahatsız etmekten rahatsız olmuyorsanız, başarılı olmak istiyorsanız ilerlemenin tek yolu budur.

SG – Kulağa ideal geliyor ama ikimiz de bunun inanılmaz derecede zor olduğunu biliyoruz.

SP – İnsanlar için gerçek değer yaratmak zor bir iş. Geniş kapsamlı ‘sprey ve dua’ kampanyaları yürütmek kolay, ancak insanların ‘Bu iyi harcanmış bir zamandı’ demesini sağlayacak içerikler oluşturmak çok daha zor.

SG – Bunun için çıta açıkça daha yüksek. Kitapta vasatlığın yeterince iyi olmadığını yazıyorsunuz.

SP – İnsanların zamanını ve dikkatini kazanmak isteyen pazarlamacılar ve içerik yaratıcıları için harekete geçme çağrısı, harika şeyler yapmaktır. Herkesten farklı olan ve tüketici veya dinleyici için benzersiz değer yaratan şeyler, aksi takdirde onların zamanını ve dikkatini alamazsınız.

Kendi alışkanlıklarınızı incelediğinizde, dikkatinizi çeken ve bilerek engellediğiniz şeyleri incelediğinizde, çıtanın ne kadar yükseğe konduğu açıkça ortaya çıkıyor. Dikkatimizi çekmeye çalışan bu kadar çok şey hiç olmamıştı. Tıklama tuzağı başlıklar veya başka bir şey olsun, hepimizin artık çok güçlü filtreleri var ve zamanımızı neye harcayacağımıza karar verirken giderek daha da seçici oluyoruz.

SG – Birçok içerik yaratıcısı ve pazarlamacı, ilgi çekmeyi memnuniyet ve elde tutma ile karıştırıyor. Ben radyo işinden geliyorum. Birkaç yıl önce, New York’taki büyük bir reklam ajansında birkaç kıdemli radyo yöneticisiyle birlikteydim ve ajansın ticari radyoya bakış açısı oldukça aşağılayıcıydı, “Sizler dikkat çekmek için ‘Jello Jumps’ gibi aptalca şeyler yapıyorsunuz.” diyorlardı. Haklıydı. Dikkat çekiyordu, ancak belki de bir marka oluşturmak için doğru tür değildi. Sınıfın soytarısı da dikkat çeker.

SP – Bu yüzden kitabımın başlığındaki “kazanmak” kelimesi çok kasıtlı. Dikkat çekebilirsiniz veya onu yakalayabilirsiniz veya onu akrobasi ve kısa vadeli şeylerle çalabilirsiniz. Bunu bir kez yaparsanız, bir moda veya şaka gibi olur. Kazanılan dikkat farklıdır. Zaman içinde tutarlı bir mükemmellik ve insanlara onlar için değer sunmaya kararlı olduğunuzu gösteren bir geçmiş geliştirmeyi gerektirir.

Dikkat çekmek güvene dönüşür çünkü kendinizi tekrar tekrar kanıtlıyorsunuz. Bu sadece bir kerelik bir şey değil. Güven kazandığınızda, insanlar sizinle ilişki kurmaya ve kim olduğunuzu ve neyi savunduğunuzu anlamaya daha istekli olurlar.

SG – Yani, dikkat çekmek gerçekten uzun vadeli bir oyun. Dikkat çekmekle ilgili.

SP – Evet ve podcaster’lar insanları tutmada harika bir iş çıkarıyorlar. Eğer bu insanların %80 veya %90’ını bir bölüm boyunca yakalayabilirseniz, gezegende bu kadar zaman ve ilgi görebileceğiniz başka bir yer düşünemiyorum. Bir pazarlamacı olduğunuzu ve birinin kapısını çalıp, “Hey, her iki haftada bir gelip oturma odanızda yarım saat takılmamda bir sakınca var mı?” demeniz gerektiğini düşünün. Kimse buna evet demez; ama podcasting söz konusu olduğunda evet derler.

SG – Şimdi yeni sorunlarımız var. Birden fazla platform için içerik oluşturma zorluğunu düşünüyorum, ses, video, TikTok, YouTube Shorts… hepsi.

SP – Kısa biçimli sosyal video, pandemiden beri beni büyülüyor. 30 saniye veya bir dakikada ilgi çekici hikayeler anlatmayı öğrenmek ilginç bir deneyim oldu. Fırsat, her birinin benzersiz güçlü yanlarından yararlanarak farklı platformlarda hikaye anlatmaktır. İnsanlar sizinle nerede bağlantı kurarsa kursun, eğlence veya platforma uyan bilgiler aracılığıyla değer sağlıyorsunuz. Ancak en büyük zorluk, onları bulundukları yerden ayrılmaya ve gitmelerini istediğiniz yere sizi takip etmeye ikna etmektir.

SG – Jerry Seinfeld, günümüzün büyük sorununun kısa dikkat süreleri değil, kaliteli içerik olduğunu söylüyor. “Dikkat süresi diye bir şey yoktur. Sadece izlediğiniz şeyin kalitesi vardır. Dikkat süresi fikrinin tamamı, bence, yanlış bir adlandırmadır. Eğer onları eğlendiriyorsanız, insanların dikkat süreleri sonsuzdur.”

SP – Evet, haklı. Kısa dikkat süreleri değil; kalite. İnsanlar değer verdikleri bir şeye tüm dikkatlerini verirler. Harika bir podcast, Netflix dizisi veya kitap bulduğunuzda, onunla tonlarca zaman geçirirsiniz. Hepimiz gerçekten çok seçiciyiz ve zamanımızı iyi kullandığımızdan emin olmak istiyoruz.

SG – Seinfeld’den bahsetmişken, kitapta George Costanza’dan bahsediyorsunuz ve “tam tersini yapıyorsunuz.” Programcılığımın ilk zamanlarında biri bana, eğer herkes promosyonlarında hızlı konuşuyorsa, kelimeleri ortadan kaldıracağımı ve yavaş konuşacağımı söylemişti.

SP – Tam tersini yapmanın birçok farklı katmanı vardır. Biri, herkesten farklı olmaktır. Popüler olanı kopyalıyorsanız, ikinci, üçüncü, dördüncüyseniz, kimse sizinle vakit geçirmeyecektir. Kimse ortalamayı sevmez. Dikkat çekmek için, alışılmışın dışında olmalı, öne çıkmalı, farklı olmalı ve kendinize özgü bir şey yapmalısınız. Bunu yapmazsanız, çevrimiçi içeriklerin devasa denizine karışırsınız.

SG – Daha fazla para kazanmak için daha fazla içerik üretme konusunda da baskı var.

SP – Reklam destekli bir iş modelindeyseniz, orijinal bir gösteri yapıyor ve para kazanmaya çalışıyorsanız, daha fazla envanteriniz olsun ve daha fazla reklam satabilesiniz diye çok sayıda gösteri yayınlamak ve “her zaman açık” bir gösteri olmak için çok fazla ekonomik baskı vardır. 30 vasat bölümün birikip görmezden gelinmesindense, üç veya dört aylık bir arayla harika bir altı bölümlük sezon geçirmeyi tercih ederim.

SG – Siz ve ben, indirmenin bir dilekten başka bir şey olmadığına inanıyoruz. Anahtar, gerçek dinlemeyi takip etmektir. Ağustos ayında Podcast Movement’taki ” View From The Top ” panelimde eski Pacific Content ortağınız Dan Misener vardı. Dan, doğrulanmış dinleme için davul çalıyor.

SP – İnsanların size verdiği zaman ve ilgiyi ölçmeye geliyor. Tamamlanma oranlarına bakmayı seviyorum. İnsanların gelip, örneklemeye başladığı ve ilk bir veya iki dakikada sürü halinde ayrıldığı tamamlanma oranı grafiklerini görebilirsiniz, bunun sıkıcı olduğunu ve zamanıma ve ilgime değmediğini söylüyorlar. İnsanların zamanının ve dikkatinin nerede harcandığını gösteren bu grafikler, editoryal kalitenin bir göstergesidir. Dikkatlerini çekmiyorsanız gösteri yeterince iyi değildir.

SG – Podcast sektörüne yeni başlayan veya yeni bir şey yapmayı düşünen içerik üreticilerine önerileriniz var mı?

SP – İçerik stratejisi dikkat çekmek için güçlü bir araçtır. Günümüzde, çeşitli platformlarda düzenli olarak harika içerik paylaşmanın önünde hiçbir engel yok. Özellikle podcast’lerde, iyi yapıldığında, bu ortam önemli miktarda zaman ve dikkat çekebilir; genellikle bölüm başına 30 ila 45 dakika veya daha fazla, ki bu diğer formatlarla karşılaştırılamaz.

Az hizmet alan bir topluluğa odaklanmak en etkili içerik stratejilerinden biri olabilir. Daha az rekabetle, kitlenizle derinlemesine etkileşim kurma ve ihtiyaçlarını karşılayan daha az seçenekle olağanüstü bir kaynak olma fırsatınız olur. Bu topluluğa gerçekten hizmet ederek, üyeler arasında bir bağ duygusu yaratırsınız ve onları şovunuzun savunucuları ve elçileri haline getirirsiniz.

SG – Steve, bilgeliğini paylaştığın için teşekkürler. Harikasın. Kitap mükemmel. Sana muazzam başarılar diliyorum.

Kaynak: Steve Goldstein / RainNews

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Yanıt Ver

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

YouTube, reklam gelirleri için yeterlilik şartlarını zorlaştırdı

YouTube’dan para kazanmak artık çok daha zor olacak. “2018’den bu yana yapılan ilk önemli değişiklik” olarak nitelendirilen bu uygulamayla YouTube, içerik üreticilerine platformdaki tüketimlerine göre ödeme yapan YouTube İş Ortağı Programı’na katılmayı iki kat daha zorlaştırdı. Programa başvuran yeni içerik üreticilerinin, son bir yılda 8.000 nitelikli izlenme saati veya son 90 günde 20 milyon nitelikli Shorts izlenmesine sahip olmaları gerekecek; bu da daha önce gereken miktarın iki katı.

Yayınlanma tarihi

=>

YouTube yaptığı açıklamada, yeni içerik üreticilerinin reklam ve aboneliklerden para kazanmaya başlamak için daha yüksek eşikleri karşılamaları gerekeceğini duyurdu.

Platformda para kazanmaya başlamak isteyen içerik üreticilerinin, son bir yılda en az 8.000 nitelikli izlenme saati veya son 90 günde 20 milyon nitelikli Shorts izlenmesine sahip olmaları gerekecek. Şu anda ise içerik üreticilerinin 1.000 abone ve son bir yılda 4.000 izlenme saati veya 1.000 abone ve son 90 günde 10 milyon Shorts izlenmesine sahip olmaları yeterli.

Değişiklik 1 Şubat’tan itibaren yürürlüğe girecek. Google’a ait şirket, güncellemenin halihazırda YouTube İş Ortağı Programı’nda bulunan içerik oluşturucuları etkilemeyeceğini belirtiyor.

Ayrıca YouTube, içerik oluşturucuların Shorts Creators Pool aracılığıyla para kazanabilmeleri için 90 günlük bir süre içinde 10 milyon Shorts görüntüleme sayısını korumaları gerektiğini duyurdu. Bu eşiğin altında kalan kanallar ortaklık programında kalacak ve uzun formatlı içeriklerden gelir elde etmeye devam edecek; Shorts gelirleri ise tekrar 10 milyon görüntüleme sayısını aştıklarında yeniden başlayacak.

YouTube, değişikliklerin “günlük 200 milyardan fazla Shorts izlenmesi ve her gün bir milyardan fazla saat televizyonda izlenme süresiyle YouTube’un büyümesine ayak uydurmak” amacıyla yapıldığını kaydediyor.

Bu değişiklikler, özellikle Shorts içerik üreticileri için YouTube’un para kazanma programına girmeyi ve programda kalmayı zorlaştırıyor. Eşikleri yükselterek, YouTube, içerik üreticilerinin platformda para kazanabilmeden önce sürekli olarak büyük kitlelere ulaşma yetenekleri üzerinde daha fazla baskı kuruyor; bu da yeni katılımcıların içeriklerinden para kazanma olasılığının azalmasına yol açabilir.

Duyurunun bir parçası olarak YouTube, daha uygun fiyatlı Premium Lite aboneliğini YouTube Premium’un mevcut olduğu tüm ülkelere genişleteceğini açıkladı. İçerik oluşturucular, üye izleme süresi ve görüntülenme sayısına bağlı olarak abonelik gelirinden pay alıyor; bu payın %55’i uzun metrajlı video içerik oluşturucularına, %45’i ise kısa video içerik oluşturucularına gidiyor.

Şirket blog yazısında, “Bu ek abonelerle birlikte, içerik oluşturucular daha yüksek kazanç bekleyebilirler: Bir kullanıcı Premium’a kaydolduğunda, ortaklar ortalama olarak kullanıcının reklam izlediği zamana göre daha fazla kazanırlar” diye belirtti.

Premium Lite, çoğu videoda reklamsız bir deneyim sunmanın yanı sıra, videoları çevrimdışı izlemek için indirme ve arka planda oynatma özelliğine de sahip.

YouTube, içerik oluşturucu ödül programlarını revize eden tek sosyal medya şirketi değil. Geçtiğimiz hafta sonu, Elon Musk’ın X platformu da yalnızca orijinal içeriği ödüllendirmek üzere yönergelerini değiştirerek içerik oluşturucu ödemelerini yeniledi. Bu baharın başlarında Facebook da TikTok ve YouTube’dan içerik oluşturucuları çekmek için yeni bir para kazanma programı başlattı.

Kaynak: TechCrunch

Okumaya devam et

Haberler

Spotify’ın yeni reklam atlama özelliği, podcast reklamverenlerini şimdilik korkutmuyor

Platform, ücretli kullanıcıların podcast’lerdeki reklamları atlamasına olanak tanıyan bir özelliği deniyor; ancak uzmanlar, bunun muhtemelen hemen bir etki yaratmayacağını belirtiyor.

Yayınlanma tarihi

=>

Spotify’ın, kullanıcıların podcast’lerdeki reklamları daha kolay atlamasına olanak tanıyan yeni bir özelliği test etmesi, başlangıçta podcast sektöründe büyük yankı uyandırdı.
Ancak sektör temsilcileri, bu endişenin şimdilik abartılı olduğunu belirtiyor.

Geçen hafta bazı ücretli aboneler için deneme amaçlı kullanıma sunulan bu özellik, uygulamayı açık tutan kullanıcılara reklamlar, promosyonlar, girişler, kapanışlar ve içeriğe entegre edilmiş sponsorluklar gibi bölümlere geldiklerinde bir “atla” düğmesi gösteriyor. Semafor’un ilk kez bildirdiği gibi, bu özellik özellikle Spotify tarafından satılan reklamlar için geçerli değil. Spotify’daki Premium veya ücretli kullanıcılar, platformda zaten reklamsız müzik dinliyorlar.

Bu düğmenin, bir test önlemi olarak bile olsa, sürpriz bir şekilde devreye sokulması, geçtiğimiz hafta boyunca reklamverenler ve podcast yayıncıları arasında yoğun bir iletişim trafiğine yol açtı; her iki taraf da bu özelliğin nasıl ve nerede uygulanacağını anlamaya çalıştı. Ancak ortalık sakinleştikten sonra, sektörün önde gelen isimleri, bu önlemin YouTube’da ve diğer ses platformlarında halihazırda mevcut olan atlama işlevlerinden çok da farklı görünmediğini belirtiyor.

Kendisini dünyanın en büyük podcast reklam ajansı olarak tanımlayan Oxford Road’un CEO’su Dan Granger, “Reklam atlama, teoride pratikte olduğundan belki daha korkutucu görünebilir; bu nedenle bunun reklam veren markalar üzerinde önemli ve doğrudan bir etkisi olacağını düşünmüyorum,” dedi.

Mevcut durumda, kullanıcı reklamları atlamayı seçse bile teknik olarak reklamlar yine de gösterildiğinden, bu deneme özelliği reklam sunumunu etkilemiyor. Granger, şu ana kadar reklamverenlerin harcamalarını kısmadığını belirtti. Çoğu reklamveren, bu özelliğin kalıcı hale gelip gelmeyeceğini ve reklam dinleme oranlarını ne ölçüde etkileyeceğini görmek için “bekle ve gör” yaklaşımını benimsemiş durumda; Granger ise bu etkinin asgari düzeyde olacağını öngörüyor.

Spotify ile ortaklığı bulunan podcast barındırma, dağıtım ve gelir elde etme platformu Acast’ın CEO’su Greg Glenday, yeni önlemin bazı podcast içerik üreticilerinden tepki gördüğünü belirtiyor.

“Acast platformunda bu durumdan memnun olmayan bazı içerik üreticilerimiz var ve herhangi bir hukuki yol aramaları durumunda onlara tam destek vereceğiz. Acast, bu özelliğin piyasaya sürülmesi veya konumlandırılması konusunda daha fazla işbirliği yapıp yapamayacağımızı anlamak için Spotify ile özel olarak çalışıyor, ancak bu artık geriye dönüp bakıldığında anlaşılan bir durum” dedi Glenday.

Glenday, reklam atlama özelliğinin sesli ortam için yeni bir şey olmadığını ve Acast’ın kendi iç ölçümlerine göre kullanıcıların yalnızca yaklaşık yüzde 10’unun reklamları atlamayı tercih ettiğini, bu işlevin maliyetinin ise ekosistemde zaten fiyatlandırılmış olduğunu ekledi.

“Podcast reklamları, medya karışımı içinde en yüksek etkinlik ve sonuç puanlarından bazılarına sahip; bu nedenle şu anda bunun önemli bir sorun olduğunu düşünmüyoruz. Reklam yoğunluğu ve üslubu konusunda dinleyicilere saygılı davrandığımız sürece, onlar da reklamları kabul edecek ve içerik üreticilerini destekleyecektir,” dedi.

Bu özellik daha yaygın olarak benimsense bile, Granger, reklamverenler için en yüksek değerin sunucunun okuduğu reklamlardan geldiğini belirtiyor. Dolayısıyla, diğer tanıtım mesajları atlanırken bu reklamlar “ileri atla” özelliğinden ayrılırsa, reklamverenler yine de memnun kalacaktır.

Karşı çıkan sesler arasında, Spotify da sonuçları değerlendiriyor ve bu işlevi devam ettirip ettirmemeyi düşünüyor gibi görünüyor.

Bir Spotify sözcüsü yaptığı açıklamada, “Spotify’da düzenli olarak testler yapıyoruz; bazı testler kalıcı özelliklere dönüşürken, diğerleri gelecekteki ürün geliştirme çalışmalarına katkı sağlıyor. Dinleyicilerin podcast’lerin keyfini daha uzun süre çıkarmalarına yardımcı olmak amacıyla, kullanıcıların platformu nasıl kullandıklarına dayanarak Premium aboneler için podcast dinleme ve izleme deneyimini daha sezgisel hale getirmenin yollarını araştırıyoruz. Öğrendikçe bu deneyimi geliştirmeye devam edeceğiz” dedi.

Kaynak: Caitlin Huston / The Hollywood Reporter

Okumaya devam et

Araştırma

Türkiye Podcast Endüstrisinin Temel Sorunu Gelir Modeli Değil, Ölçek Sorunu

İstanbul Üniversitesi’nde TÜBİTAK desteğiyle yürütülen kapsamlı bir araştırma, Türkiye’de podcast endüstrisinin mevcut yapısını bağımsız yayıncılardan podcast ağlarına, sektör çalışanlarından girişimcilere ve kurumlara uzanan farklı aktörlerin deneyimleri üzerinden ortaya koydu. Araştırmaya göre Türkiye’de podcast alanı büyümeye ve yeni fırsatlar üretmeye devam ederken sektörün önündeki temel sorunlar; sınırlı dinleyici ölçeği, küresel platformlara bağımlılık, algoritmik görünürlük, ekonomik sürdürülebilirlik ve giderek genişleyen üretim emeği olarak öne çıkıyor.

Yayınlanma tarihi

=>

İstanbul Üniversitesi’nde TÜBİTAK desteğiyle yürütülen kapsamlı bir araştırma, Türkiye’de podcast endüstrisinin mevcut yapısını bağımsız yayıncılardan podcast ağlarına, sektör çalışanlarından girişimcilere ve kurumlara uzanan farklı aktörlerin deneyimleri üzerinden ortaya koydu. Araştırmaya göre Türkiye’de podcast alanı büyümeye ve yeni fırsatlar üretmeye devam ederken sektörün önündeki temel sorunlar; sınırlı dinleyici ölçeği, küresel platformlara bağımlılık, algoritmik görünürlük, ekonomik sürdürülebilirlik ve giderek genişleyen üretim emeği olarak öne çıkıyor.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yürütülen “Türkiye’de Podcast Endüstrisinin Eleştirel Ekonomi Politik Perspektiften İncelenmesi: Sorunlar ve Fırsatlar” başlıklı araştırma, Türkiye podcast ekosisteminin mevcut durumuna ilişkin kapsamlı bir tablo ortaya koydu.

“Türkiye’de Podcast Endüstrisinin Eleştirel Ekonomi Politik Perspektiften İncelenmesi: Sorunlar ve Fırsatlar” başlıklı araştırmanın yürütücülüğünü İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fırat Tufan üstlendi.

TÜBİTAK 1001 – Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında 224K952 proje numarasıyla desteklenen araştırmanın yürütücülüğünü İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fırat Tufan üstlendi. Projede Prof. Dr. Bilge Şenyüz, Doç. Dr. Ahsen Deniz Morva Kablamacı, Dr. Öğr. Üyesi Ezel Türk ve Araş. Gör. Dr. Yeşim Akmeraner Kökat araştırmacı olarak görev aldı. Burak Efe Arslantaş, Cansu Düzdaş, Melida Mustafic, Shakil Reja Efti ve Zeki Doğuhan Başcı ise proje bursiyerleri olarak araştırmaya katkı sağladılar.

Araştırma, podcast yayıncılığını yalnızca içerik üretimi açısından değil; platformlaşma, ekonomik sürdürülebilirlik, emek süreçleri, girişimcilik, kurumsallaşma ve teknolojik dönüşüm eksenlerinde ele aldı.

67 tekil katılımcıyla Türkiye podcast ekosisteminin farklı aktörleri incelendi

Nitel araştırma yaklaşımıyla gerçekleştirilen çalışma kapsamında Türkiye podcast ekosisteminin beş farklı aktör grubuyla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapıldı.

Araştırmaya 19 bağımsız podcast yayıncısı, 17 podcast endüstrisi çalışanı, 12 ağ bünyesinde yayın yapan podcast yayıncısı, 13 podcast üreten kurum temsilcisi ve 13 podcast girişimcisi katıldı. Bazı katılımcıların ekosistem içerisinde birden fazla rol üstlenmesi nedeniyle araştırma toplam 67 tekil katılımcının deneyimlerine dayanırken, analizlerde 74 aktör temsili değerlendirildi.

Araştırmada örneklem oluşturulurken yalnızca farklı podcast aktörlerine ulaşılması değil, bu aktörlerin kendi içindeki çeşitliliğin de temsil edilmesi gözetildi. Kurumsal podcast tarafında bankacılık ve finans, sigorta, dijital medya ve teknoloji, kamu yayıncılığı, eğitim, iş dünyası, e-ticaret, patent ve dijital danışmanlık gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren kurumların temsilcileriyle görüşüldü. Podcast ağları ve girişimler tarafında ise farklı ölçeklerde üretim, dağıtım, prodüksiyon, reklam, pazarlama, eğitim, sesli kitap ve dijital platform hizmetleri sunan yapılara yer verildi. Bağımsız yayıncılar ve sektör çalışanlarında da farklı içerik türleri, mesleki deneyimler ve üretim biçimlerinin örnekleme yansıtılması hedeflendi. Böylece araştırma, Türkiye podcast ekosistemini tek bir üretici veya kurum tipinin deneyimine dayandırmak yerine, sektörün farklı iş modellerini ve kullanım biçimlerini mümkün olduğunca geniş bir perspektiften değerlendirmeyi amaçladı.

Bu yapı sayesinde Türkiye’de podcast üretiminin yalnızca bağımsız yayıncıların deneyimleri üzerinden değil, üretimden dağıtıma, kurumsal iletişimden girişimciliğe kadar ekosistemin farklı bileşenleri üzerinden karşılaştırmalı biçimde incelenmesi mümkün oldu.

Podcast ekonomisinin temel sorunu gelir modeli eksikliği değil

Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri Türkiye’de podcast yayıncılığının ekonomik sürdürülebilirliğine ilişkin.

Bulgular, reklam, sponsorluk, abonelik, dinleyici desteği ve markalı içerik gibi farklı gelir modellerinin sektörde bilindiğini ve çeşitli biçimlerde kullanıldığını gösteriyor. Ancak temel problem, yeni bir gelir modelinin bulunamamasından çok, mevcut modellerin ekonomik olarak işlerlik kazanmasını sağlayacak büyüklükte bir dinleyici ve reklam pazarının henüz oluşmamış olması.

Podcast dinleme alışkanlığının geniş kitlelere yeterince yayılmamış olması, reklamverenlerin podcast mecrasına ilişkin bilgi düzeylerinin sınırlılığı, ölçüm ve veri standartlarındaki sorunlar ve podcastlerin medya planlama süreçlerinde yeterince yer bulamaması sektörün ekonomik ölçeğini sınırlandırıyor.

Bu nedenle araştırma, Türkiye’de podcast ekonomisinin gelişmesinin yalnızca yeni gelir modelleri geliştirmekle mümkün olmayacağına; aynı zamanda dinleyici tabanının genişlemesine, ölçüm standartlarının iyileştirilmesine ve reklam ekosisteminin podcasti daha güçlü biçimde içermesine bağlı olduğuna işaret ediyor.

Kurumsal podcastler sektör için önemli bir ekonomik alan oluşturuyor

Araştırmanın bir diğer bulgusu, Türkiye’de podcast ekonomisinin kurumsal iletişim ve marka iş birlikleriyle kurduğu güçlü ilişki.

Görüşülen kurum temsilcileri podcasti çoğunlukla doğrudan gelir sağlayan bir medya ürünü olarak değil; marka itibarı oluşturmak, uzmanlık iletişimini güçlendirmek, çalışanlarla veya hedef kitlelerle uzun vadeli ilişkiler kurmak amacıyla kullanılan stratejik bir iletişim aracı olarak değerlendiriyor.

Benzer biçimde bazı podcast ağları ve girişimler açısından markalara yönelik podcast üretimi, branded podcast projeleri ve kurumsal iletişim hizmetleri önemli gelir alanları oluşturuyor. Dolayısıyla Türkiye’de podcastin ekonomik değeri yalnızca dinleyiciden veya platformlardan elde edilen doğrudan gelirle değil, kurumlara sağladığı iletişim ve itibar değeri üzerinden de şekilleniyor.

Küresel platformlara bağımlılık önemli bir yapısal sorun

Araştırmanın farklı aktör gruplarında ortaklaşan konularından biri de Spotify, YouTube ve Apple Podcasts gibi küresel platformların podcast ekosistemindeki belirleyici konumu.

Platformlar podcastlerin dağıtımı ve dinleyiciye ulaşması açısından önemli olanaklar sağlarken, görünürlük giderek algoritmik öneri sistemlerine bağlı hale geliyor. Üreticilerin platformların algoritmaları üzerindeki kontrolünün sınırlı olması, hangi içeriğin neden görünür hale geldiğinin her zaman açık olmaması ve üretici verilerinin parçalı yapısı sektör aktörleri açısından belirsizlik yaratıyor.

Araştırmada ayrıca küresel platformların sunduğu monetizasyon, etkileşim ve diğer üretici araçlarının ülkelere göre farklılaşmasının Türkiye’deki yayıncılar açısından dezavantaj oluşturabildiği sonucuna ulaşıldı.

Bu durum, Türkiye podcast endüstrisinin küresel platformların sağladığı altyapıya ihtiyaç duyarken aynı zamanda bu platformların ekonomik ve teknolojik kararlarına önemli ölçüde bağımlı olduğu ikili bir yapı ortaya çıkarıyor.

Podcast artık yalnızca ses üretmek anlamına gelmiyor

Araştırma, podcast üretiminde emeğin giderek genişlediğini de ortaya koyuyor.

Podcast yayıncıları yalnızca içerik hazırlayıp ses kaydetmiyor. Sosyal medya yönetimi, video üretimi, kurgu, tanıtım, topluluk yönetimi, veri takibi, reklam ve sponsorluk ilişkileri gibi çok sayıda görevi aynı anda yerine getirebiliyor.

Özellikle YouTube, Instagram ve Spotify gibi platformların video odaklı yönelimleri, podcast yayıncıları üzerinde içeriklerini görselleştirme yönünde yeni bir baskı yaratıyor. Kamera, ışık, video kurgusu ve sosyal medya için kısa video üretimi gibi süreçlerin podcast üretimine eklenmesi hem üretim maliyetini hem de iş yükünü artırıyor.

Araştırmaya göre bu dönüşüm, podcast emeğini yalnızca “ses üretimi” olmaktan çıkararak çok katmanlı bir dijital içerik üretim faaliyetine dönüştürüyor.

Bununla birlikte sektörde proje bazlı çalışma, gelir belirsizliği, çoklu görev üstlenme ve görünmeyen emek önemli sorun alanları olarak öne çıkıyor. Araştırma, podcastin yaratıcı ve demokratik potansiyelinin sürdürülebilmesi için bu üretimi mümkün kılan emeğin ekonomik karşılığının da görünür hale gelmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Türkiye’ye özgü bir keşfedilebilirlik sorunu bulunuyor

Araştırma sonuçlarına göre podcastlerin Türkiye’de geniş kitlelere ulaşmasının önündeki önemli sorunlardan biri de keşfedilebilirlik.

Podcast içeriklerinin keşfi büyük ölçüde platformların öneri sistemlerine, sosyal medya görünürlüğüne ve yayıncıların mevcut takipçi ağlarına bağlı kalabiliyor. Bağımsız kürasyon mekanizmalarının, podcast eleştirisinin, uzman tavsiyelerinin, podcast bültenlerinin ve tematik keşif kanallarının yeterince gelişmemiş olması küçük ve bağımsız yayınların görünürlüğünü zorlaştırabiliyor.

Bu koşullarda başka mecralarda geniş takipçi kitlesine sahip olan veya video üretme kapasitesi bulunan yayınlar avantaj elde ederken, belirli alanlarda özgün ve derinlikli içerik üreten küçük ölçekli podcastler yeterli tanıtım imkânlarına sahip olmadıklarında görünmez kalabiliyor.

Araştırma, bu nedenle podcast ekosisteminin gelişmesinin yalnızca daha fazla içerik üretilmesine değil, alternatif keşif ve kürasyon mekanizmalarının geliştirilmesine de bağlı olduğuna işaret ediyor.

Türkiye merkezli yeni bir podcast platformu için potansiyel var

Çalışmada dikkat çeken gelecek fırsatlarından biri de Türkiye merkezli yeni teknolojik girişimlerin geliştirilmesi.

Farklı aktörlerin mevcut küresel podcast platformlarındaki etkileşim, keşif, veri ve monetizasyon olanaklarına ilişkin eleştirileri, yerel ihtiyaçlara odaklanan yeni platform modelleri açısından bir girişimcilik alanı oluşturuyor.

Özellikle podcast yayıncılığı ile sosyal etkileşimi bir araya getiren; üretici-dinleyici iletişimini güçlendiren, yerel ödeme ve reklam sistemlerini destekleyen ve içerik keşfini kolaylaştıran Türkiye merkezli bir sesli sosyal medya veya podcast platformunun sektör açısından yeni fırsatlar yaratabileceği değerlendiriliyor.

Araştırmacılar bununla birlikte böyle bir platformun yalnızca teknolojik bir girişim olarak değil; üretici ve dinleyici haklarını, veri güvenliğini ve sürdürülebilir bir iş modelini merkeze alan bir yapı olarak tasarlanması gerektiğine dikkat çekiyor.

Yapay zekâ podcast üretimini yeniden şekillendirebilir

Araştırmanın gelecek perspektifinde öne çıkan konulardan biri de yapay zekâ.

Yapay zekâ tabanlı araçların metin yazımından ses üretimine, kurgu ve içerik özetlemeden otomatik podcast üretimine kadar giderek daha fazla kullanılması, üretim maliyetlerini azaltma ve yeni içerik biçimleri geliştirme potansiyeli taşıyor.

Ancak otomatik olarak üretilen sesli içeriklerin yaygınlaşması “podcast” kavramının sınırlarını da yeniden tartışmaya açabilir. Yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin dinleyici tarafından nasıl algılanacağı, yapay seslere duyulan güven, insan ve yapay zekâ üretimi içerikler arasındaki farklılıklar ve otomasyonun podcast çalışanlarının mesleklerine etkileri önümüzdeki dönemin önemli araştırma konuları arasında yer alıyor.

Telif hakkı, kaynak gösterme, kişisel verilerin korunması, editoryal sorumluluk ve yanlış bilgi üretimi de yapay zekâ ile birlikte podcast ekosisteminin karşı karşıya kalacağı temel tartışma alanları arasında bulunuyor.

Türkiye podcast endüstrisi hâlâ oluşum aşamasında

Araştırmanın genel sonucu, Türkiye’de podcast endüstrisinin tamamlanmış ve yerleşik bir endüstriden çok, aktörlerin rollerini, iş modellerini ve üretim pratiklerini sürekli yeniden tanımladığı dinamik bir oluşum sürecinde olduğunu gösteriyor.

Alan, yeni seslerin ortaya çıkması, niş toplulukların oluşması, uzun ve derinlikli anlatıların üretilebilmesi, kurumsal iletişimde yeni kullanım alanlarının gelişmesi ve yeni girişimlerin ortaya çıkması açısından önemli bir potansiyel taşıyor.

Ancak bu potansiyelin kalıcı bir sektörel yapıya dönüşebilmesi için dinleyici kültürünün geliştirilmesi, gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi, üretici emeğinin korunması, ölçüm standartlarının geliştirilmesi, platformların Türkiye’ye yönelik politikalarındaki eşitsizliklerin ortadan kaldırılması, yerel teknolojik girişimlerin desteklenmesi ve sektörün çoğulcu yapısının korunması gerekiyor.

Araştırma ayrıca Türkiye podcast endüstrisinin düzenli olarak izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Üretici ve aktif yayın sayısı, dinleme eğilimleri, reklam hacmi, gelir modelleri, istihdam, platform kullanımı ve teknolojik dönüşüm gibi göstergeleri takip edecek periyodik bir “Türkiye Podcast Endüstrisi Raporu”nun akademi, sektör, kamu ve sivil toplum arasında ortak bir veri zemini oluşturabileceği belirtiliyor.

Sonuç olarak araştırma, Türkiye’de podcast yayıncılığının geleceğinin yalnızca kaç yeni podcast üretildiği veya toplam dinlenme rakamlarının ne kadar arttığı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Podcast ekosisteminin sürdürülebilirliği aynı zamanda kimlerin üretim yapabildiği, kimlerin görünür olabildiği, üreticilerin emeklerinin karşılığını alıp alamadığı ve yaratılan ekonomik ve kültürel değerin ekosistemde nasıl paylaşıldığı sorularına verilecek yanıtlarla yakından ilişkili görünüyor.

Araştırma hakkında

“Türkiye’de Podcast Endüstrisinin Eleştirel Ekonomi Politik Perspektiften İncelenmesi: Sorunlar ve Fırsatlar” başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 – Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında 224K952 proje numarasıyla desteklenmiştir.

Proje yürütücüsü: Prof. Dr. Fırat Tufan – İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi

Araştırmacılar: Prof. Dr. Bilge Şenyüz, Doç. Dr. Ahsen Deniz Morva Kablamacı, Dr. Öğr. Üyesi Ezel Türk, Araş. Gör. Dr. Yeşim Akmeraner Kökat

Bursiyerler: Burak Efe Arslantaş, Cansu Düzdaş, Melida Mustafic, Shakil Reja Efti ve Zeki Doğuhan Başcı

Okumaya devam et

En son